***
Salonda tek başıma oturmuş, elimdeki kahveden küçük yudumlar alıyordum.
Öğlen güneşi camlardan içeri süzülüyor, salonun zeminine sıcak ışıklar bırakıyordu. Bense fincanı elimde tutmama rağmen başka bir yerdeydim.
Yüzümde istemsizce beliren o şapşal gülümsemeyi ne kadar bastırmaya çalışsam da başarılı olamıyordum.
Gece yaşadıklarımız durmadan aklıma geliyordu.
Her hatırladığımda yanaklarım biraz daha ısınıyor, gözlerimi kaçıracak bir yer arıyordum. Fincanı dudaklarıma götürüp derin bir yudum aldım.
“Kendine gel Zerda…” diye içimden söylendim.
Ama nafile… Zihnim yine aynı anılara dönüyordu.
Sonunda ben yorulup yatağın kenarına çekilmeseydim, Karun’un hala beni bırakmaya hiç niyeti yoktu.
Kendi kendime hafifçe başımı iki yana salladım. Onun tutkulu biri olduğunu elbette biliyordum.
Ama bunu yaşayarak görmek… tahmin ettiğimden çok farklıydı.
Bu düşünceyle birlikte utancımdan gözlerimi kapattım.
“Allah’ım…”
Kahvemi masaya bırakıp oturduğum yerde hafifçe kıpırdandım.
Vücudum hala gecenin yorgunluğunu taşıyordu. Yüzüm yeniden kızardı.
Asıl beni düşündüren ise başka bir şeydi. Beklediğim bir şey gerçekleşmemişti.
Kan akmamıştı… ilk illişkim olmasına rağmen.
Bunun Karun’un tepkisini değiştireceğini sanmış, içimi açıklayamadığım bir endişe kaplamıştı.
Ama düşündüğüm gibi olmamıştı. Beni dikkatle dinlemişti.
Sonra da sakin bir sesle bunun her kadında aynı şekilde yaşanmadığını, bunun nadir de olsa tamamen normal bir durum olabileceğini söylemişti.
Tek bir suçlayıcı söz bile etmemişti.
Tam tersine… kaygımı hafifletmeye çalışmıştı.
O an içimden geçen korkunun ne kadar büyük olduğunu şimdi daha iyi anlıyordum.
Çünkü bu topraklarda…
Böyle konular çoğu zaman bilgiyle değil, önyargıyla değerlendiriliyordu.
Birçok kadın, hiç hak etmediği halde bunun hesabını vermek zorunda bırakılıyordu.
Fincanımı yeniden elime aldım. İçimde buruk bir şükür duygusu belirdi.
Karşımda anlayışlı, dinlemeyi bilen bir adam vardı.
Ya öyle olmasaydı? Ya onun yerinde cahilliğini gurur sanan biri olsaydı?
O ihtimali düşünmek bile istemedim. Derin bir nefes alıp kahvemden bir yudum daha içtim.
Bazen insan, sevildiğini en çok büyük sözlerle değil… tam korktuğu anda yargılanmadığında anlıyordu.
Kapı açıldığında, elimdeki fincanı tabağına bırakıp döndüğüm de Karun’u gördüm. Kocamı.
“Hoşgeldin!” deyip ayağa kalkacakken, ağrılarım yüzünden geri yerime çöktüm yüzümü büzüştürerek.
Karun hafif sırıtarak bana doğru adımladı. Bu halimi zafer olarak görüyordu. Egosunu tatmin ediyordu.
“Hoşbuldum güzelim.” deyip alnımdan öptü.
“Sana seçenekler sunmuştum.” deyip göz kırptığında, yanaklarım al al olmuştu.
Doğru söylüyor… bana iki seçenek sunmuştu. Tadında bırakmasını seçseydim bu kadar ağrım olmazdı ama… değdi. Şikayetim yok.
“İsteseydim seçerdim zaten.” dedim ben de ona göz kırparak.
“Bak sen…” deyip başını boynuma gömüp üst üste öpünce huylanarak güldüm.
“Sana bir haberim var.” dedi kulağıma doğru ve boynumu öpmeye devam etti.
“Bebek benden değil.” deyince, derin bir nefes aldım. Çok şükür Allah’ım…
“Ama…” deyince kaşlarımı çatım. Başını boynumdan çekip gözlerime baktı.
“Fırat’an da değil.” deyince şok oldum.
O zaman bu çocuk kimindi? Hazal, Karun’u aldatmış mıydı yoksa daha da kötüsü bir şerefsiz tarafından istismar mı edildi?
“Ş-şaşırdım.” dedim şaşkınlıkla kekeleyerek.
“Yine de…” deyip Karun’un yüzünü ellerimin arasına aldım.
“O bebek, Nare… Hazal’ın emanetti. Kimselere verme.”
Yüzüme bakıp derin bir nefes aldı.
“Sana sorun olmayacaksa…” deyince ağzını kapattım.
“Asla olmaz. Büyüklerin günahını küçük bir yavruya yükleyemeyiz.” dedim.
Avucumun içini öpüp yanıma geçip oturdu. Beni de kucağına çekti.
“Sen bana fazlasın.” deyince güldüm.
“Olsun… ziyan etme yeter.” dedim yeni çıkan sakalarını okşayıp.
“Ağrıların çok var mı?” Sorusuyla beraber ağrılarım tekrar nüksetti.
Buna rağmen, “Fazla değil.” dedim.
Kalçamı okşayıp dudağıma yaklaştı.
“O zaman…” deyip dudağımdan saniyelik biröpücük aldı.
“Kaldığımız yerden devam edelim.” deyince gözlerim irice açıldı.
Onu reddedemiyorudum da…
Elbisemin düğmelerini zorlanmadan açıp aşağı indiğinde, geceki izleri tazeledi. Başımı gerşye atıp gözlerimi yumdum. Sadece onu hissetmek istiyordum.
Birden tenimden ılık bir sıvı aktığında, başımı eğdiğimde üzerime kalan kahvemi döktüğünü gördüm.
Gözlerimin içine bakarak diliyle yaladığında, nefesim hızlandı. Bu haraketleri yapma be adam. Kalbim duracak.
“Sanırım bunu hep tekrarlamam gerek.” deyince utanarak sırıtım.
Beni kucağına tam çekince, iki bacamığımı açıp tam oturdum kucağına.