| Satılan Gece |
***
-1 YIL ÖNCE-
Otobüsün camına başımı yaslamış, soğuk camın tenime bıraktığı hissi umursamadan geriye doğru akıp giden İstanbul’u izliyordum.
Şehir herkesten habersiz yaşamaya devam ediyordu. Korna sesleri… kırmızı ışıkta bekleyen insanlar… kaldırımdan taşan kalabalık…
Bir zamanlar içine karıştığım o hayat şimdi önümden sessizce kayıp gidiyordu.
Dört yıldır buradaydım… nefes alabildiğim tek yerde.
Üniversite okumak istemiştim sadece.
Çok büyük bir şey değilmiş gibi geliyor kulağa ama bizim konakta bir kızın hayal kurması bile suç sayılırdı. Dayak yiye yiye, ağlaya ağlaya, inat ede ede, beş kuruşsuz olduğuma rağmen sonunda İstanbul’a gelmiştim.
Bedeli ağır olmuştu gerçi.
Babam beni evlatlıktan reddettiğini söylediğinde, annem gözlerini bile kaldıramamıştı yüzüme. Ağabeylerim ise sanki ölmüşüm gibi davranmıştı.
Ama yine de gitmiştim.
Çünkü kalırsam yaşayamayacaktım.
Şimdiyse…
Bir hafta sonra yeniden Midyat’a dönecektim.
O konağa.
O taş duvarların arasına.
Beni boğazlayan bakışların içine.
Beni kabul ederler miydi bilmiyordum. Belki kapının önüne bile koyarlardı. Belki de hiçbir şey olmamış gibi davranıp beni sessizce izlerlerdi.
Ama dönmek zorundaydım.
Çünkü İstanbul’da kalırsam beni bulurlardı.
Namuslarını kirleteceğimden korkan insanlar, bir kadını öldürmeyi günah saymazdı.
“Oha… elli bin mi?”
Şaşkınlıkla konuşan yanımda oturan Gizem’e baktım. Telefonda biriyle hararetli hararetli yazışıyordu. Kaşları havada, dudakları kıvrılmıştı. Her cümlesinde ayrı bir heyecan vardı.
Ona baktığımı fark ettiği an, refleksle telefonu biraz eğdi. Ekranı görmeyeyim diye.
Bir kaşımı kaldırdım.
“Bir sorun mu var?” dedim şüpheyle.
Hızla başını iki yana salladı. Kumral saçları omuzlarına savruldu.
“Yok bebişim.” dedi hemen. Ardından heyecanla koluma vurdu.
“Sen gitmeden önce bir çılgınlık yapalım mı?”
Dudaklarım hafifçe kıvrılırken yeniden dışarı baktım.
“Kalsın.” dedim yorgun bir sesle.
“Gider ayak başımı belaya sokmaya gerek yok.”
Başını eğip zorla yüzümü görmeye çalışınca mecburen ona döndüm. Gözlerinin içi resmen parlıyordu.
“Lütfen lütfen…” dedi çocuk gibi. “Bak o hep gitmek istediğim mekandan bu akşama iki VIP kart aldım Zemheri.”
İsmimi söylerken sesi bile heyecandan incelmişti.
“Olmaz Gizem.” dedim hafif gülümseyerek. “Sevmem öyle yerleri, biliyorsun.”
Bir anda geriye yaslandı. Suratını asıp kollarını bağladı.
“Ya millet yakın arkadaşlarıyla ülke ülke geziyor…” dedi sitemle. “Sen şuradaki mekana bile gelmiyorsun. Pes artık!”
İstemsizce güldüm.
Kararsızca derin bir nefes aldım.
Belki de onu son görüş günlerimdi. Dört yıllık arkadaşlığımızın hatrına bir gece eğlenmek dünyanın sonu olmazdı herhalde.
“Peki peki…” dediğim an, “Yaşasın!” diye bağırıp boynuma atladı.
Bir anda çevreden üzerimize dikilen ters bakışları fark edince ikimiz de toparlandık.
Gizem boğazını temizleyip usulca telefonuyla uğraşmaya devam etti.
Ben ise dudaklarımı birbirine bastırıp camdan dışarı baktım.
Sonunda eve geldiğimizde bütün enerjim tükenmişti. Omuzlarım düşmüş, ayaklarım sızlıyordu resmen. Bir de üstüne akşam Gizem’le dışarı çıkacağımız aklıma gelince içimden sessizce ofladım.
Kendimi koltuğa bırakırken başımı geriye yasladım.
“Ya Gizoşum…” dedim gözlerimi kapatarak. “Çok yorgunum. Başkasıyla mı gitsen? Hem uygun bir kıyafetim bile yok.”
“Ya!” diye bağırınca olduğum yerde irkildim.
“Olmaz!”
Kaşlarımı kaldırıp ona baktım.
Ne bu şiddet bu celal arkadaş…
İki elini beline koymuş bana bakıyordu. Sanki dünyanın en büyük suçunu işlemişim gibi.
“Benden giyinirsin.” dedi kararlı bir şekilde.
Mecburen başımı salladım. Başka türlü susmayacağını biliyordum çünkü.
Koltuğa yeniden yaslandığımda gözlerim küçük salonumuzda dolaştı.
Ev küçücüktü.
Eski bir apartmanın üçüncü katındaki 1+1 daire…
Salonla mutfak neredeyse iç içeydi. Televizyonun yanında kuruyan çamaşırlar vardı. Masanın üstünde sabah aceleyle bırakılmış kahve kupaları duruyordu. Camın kenarındaki küçük saksının yaprakları bile eğilmişti susuzluktan.
Ben ve Gizem aynı odada kalıyorduk.
Kafede çalışarak geçinmeye çalışıyorduk ikimiz de.
Yurttan sıkılmıştık çünkü. Sürekli saat baskısı, insan kalabalığı, dedikodu… bir yerden sonra nefes alamıyordum.
Tabii ailem ayrı eve çıktığımı bilmiyordu.
Sadece anneannem biliyordu. Onu velim göstermiştim zaten. Yurttan ayrıldığımda arayıp haber vermişlerdi kadına. Sağ olsun, sesimi titrek duyduğu an hiçbir şey sormadan destek olmuştu bana.
Akşama doğru Gizem dolabını karıştırıp bana yeşil saten bir elbise uzattığında içimden kötü bir his geçti.
“Bunu giy.” dedi heyecanla.
Elbiseyi üzerime geçirip aynaya baktığım an kaşlarım çatıldı. Kumaş tenime yapışıyor, sırt kısmı beklediğimden daha açık duruyordu.
“Çok açık.” dedim homurdanarak.
“Değil değil!” dedi hemen. “Çok güzel oldu.”
Yanıma gelip yanağımdan öptü. Parfüm kokusu burnuma dolarken aynadaki halime yeniden baktım.
Belime kadar inen beyaz saçlarım, saten kumaşın üstünde iyice belirginleşmişti. Açık tenimle birleşince kendimi olduğumdan daha dikkat çekici gösteriyordu. Bu da beni rahatsız ediyordu.
Derin bir nefes aldığım sırada kolumdan tutup beni sandalyeye oturttu.
“Makyaj time!” dedi coşkuyla.
“Abartma ama.” dedim uyarır gibi.
“Sus sen.” deyip eline fırçaları aldı.
Dakikalar boyunca yüzümde dolaştı. Yok kapatıcı, yok allık, yok far… Resmen badana yapıyordu bana.
En sonunda aynayı önüme çevirdiğinde dudaklarım aralandı hafifçe.
Aslında ağır görünmüyordu.
Sadece yüzüm daha canlıydı. Gözlerim belirginleşmiş, dudaklarım hafif pembelik kazanmıştı.
Dalgalı beyaz saçlarımı omuzlarıma salınca, aynadaki kız bana biraz yabancı geldi.
Sanki ben değildim.
Sanki Midyat’a ait Zemherî değil de İstanbul’un ışıklarına karışmış başka bir kızdı karşımda duran.
Son olarak inci kolyemi taktım ve artık hazırdım.
Evden çıkıp taksiye bindiğimizde içimdeki huzursuzluk hala geçmemişti.
Arka koltukta otururken eğilip Gizem’e fısıldadım:
“Kızım otobüse niye binmedik? Çok keser bu.”
Bir yandan da şoför duymasın diye sesimi iyice kısmıştım.
Gizem gözlerini devirip saçlarını geriye attı.
“Bugün bendensin, sus.” dedi keyifle.
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
Başka bir şey söylemedim. Ama içimdeki o uğursuz his…
Sanki gece daha başlamadan beni izlemeye başlamıştı bile.
Mekanın önünde taksi durduğunda, daha kapıyı açmadan içeriden gelen boğuk müzik sesi bile hissediliyordu.
Gizem hızlıca çantasından cüzdanını çıkarıp parayı ödedi. Ben hala devasa mekana bakıyordum. Işıklarla kaplı dış cephe, sokak ışıkları altında ürkütücü bir şekilde parlıyordu. Üst katları ise lüks bir oteldi.
Kapıdan şık giyimli insanlar girip çıkıyordu.
Etrafsa iri yarı korumalarla çevriliydi.
Hepsi kulaklıklı, sert bakışlı adamlardı. Gelen geçen herkesi baştan aşağı süzüyorlardı.
İçimde garip bir huzursuzluk dolaştı.
Kapının önüne geldiğimizde, badigardlardan biri tek kaşını kaldırıp bize baktı. Özellikle bana… Bakışları birkaç saniye fazla oyalanınca rahatsız olup omuzlarımı dikleştirdim.
Gizem ise hiçbir şey umurunda değilmiş gibi çantasından iki kart çıkarıp adama uzattı. Hafif egolu tavrıyla saçını omzunun arkasına attı.
Adam kartlara baktıktan sonra yüzü hemen değişti.
“Hoş geldiniz.” dedi saygılı bir sesle. “Keyifli bir gece diliyorum.”
Sonra yana çekilip geçmemize izin verdi.
Uzun, kırmızı loş ışıklarla aydınlatılmış koridora girdiğimiz anda midem sıkıştı. Duvarlardan yayılan ağır koku bile insanın başını döndürüyordu.
Topuk seslerimiz zeminde yankılanırken müzik gittikçe yükselmeye başladı.
Yaklaştıkça kulak tırmalayan bir uğultuya dönüşüyordu resmen.
Sonunda insanların olduğu ana alana geçtiğimizde istemsizce etrafa baktım.
Orta tarafta dans eden insanlar vardı. Renkli ışıklar sürekli üzerlerinde geziniyor, bedenlerini bir görünüp bir kaybediyordu. Kenarlara kurulmuş geniş koltuklarda oturan insanlar kahkahalar atıyor, ellerindeki içkileri kaldırıyordu.
Alkol kokusu ter kokusuna karışmıştı.
Hava ağırdı. Boğucuydu.
“Ortam şahane ya!” dedi Gizem heyecanla.
Kolumdan çekip insanları yara yara ilerlemeye başladı. Ben de istemsizce peşinden gittim. Omzuma çarpan insanlar, yükselen kahkahalar ve patlayan müzik yüzünden başım dönmeye başlamıştı bile.
Nihayet boş masalardan birine geçip oturduğumuzda derin bir nefes aldım.
Gizem hemen el kaldırıp bir şeyler söylemeye başladı. Menüye bile bakmadan bilmediğim içkileri sıralıyordu.
Kaşlarımı çatıp ona eğildim.
“Bizim paramız yok.” dedim fısıldayarak.
Bir anda bana dönüp güldü. Hem de bayağı alaycı şekilde.
“Vip kartla giriş sağlayanlara her şey ücretsiz.” dedi.
Şaşkınca gözlerimi kırpıştırdım. Ne kadar cömert bir mekan bu böyle?
Zaman ilerledikçe ortam daha da kalabalıklaştı. Müzik yükseldi, ışıklar hızlandı. Gizem’in verdiği içeceklerden birkaç yudum almıştım ama başım çoktan dönmeye başlamıştı.
Yorgunlukla birleşince göz kapaklarım ağırlaşıyordu.
Tam o sırada Gizem’in telefonu çaldı.
Ekrana bakar bakmaz hızlıca ayağa kalktı.
“Bir saniye.” deyip masadan uzaklaştı.
Onu bulanık gözlerle takip ettim. Telefondaki kişiye arada bana bakarak telaşla bir şeyler anlatıyordu. Hareketleri gergindi.
Ben ise koltuğa yayılmış halde oturuyordum. Başımın içi uğulduyordu resmen.
Dakikalar sonra geri geldiğinde yüzünde tuhaf bir heyecan vardı.
Hiçbir şey demeden bileğimden tutup beni ayağa kaldırdı.
“Gidiyoruz.” dedi aceleyle. Kaşlarımı çatıp esnedim.
“Nereye?” dedim yorgun bir sesle. Dudaklarını kıvırdı.
“Görürsün.” dedi sadece.
Ardından beni peşinden sürüklemeye başlayınca elimdeki bardağı son kez dudaklarıma götürdüm. Acı içki boğazımı yakarak aşağı inerken yüzümü buruşturdum ama yine de tek seferde bitirdim.
Bu içki ne tuhaf şeydi böyle…
Bedenim sanki tüy kadar hafiflemişti.
Kafamın içindeki bütün korkular bulanıklaşmıştı.
Düşüncelerim ilk defa bu kadar önemsizdi.
Özgür gibiydim…. Tamamen.
Gizem’in peşinden sendeleyerek yürürken kahkahalar, müzik ve ışıklar birbirine karışıyordu. Geldiğimiz yoldan geri dönmedik, aksine daha sakin koridorlara girdik. Buradaki sessizlik bile ürkütücüydü.
Sonunda siyah kapılardan birinin önünde durdu.
Kapıyı açtı ve beni içeri soktu. Odanın içi loştu.
Ağır bir erkek parfümü vardı havada. Çalışma odası gibi bir yerdi.
Karşımızda duran adamı daha önce hiç görmemiştim. Kırklı yaşlarda, kirli sakallı, kaba suratlı biriydi.
Bakışları direkt üzerime kaydı. Baştan aşağı süzdü beni.
“Kız bu mu?” dedi. Gizem bana baktı.
“Evet bu.”
Adamın gözleri yüzümde, saçlarımda, bacaklarımda dolaştı. Midemi bulandıran bir bakıştı bu.
“Dediğin kadar varmış hatun…” dedi sırıtıp. “Patron beğenir.”
Sonra cebinden kalın bir zarf çıkarıp Gizem’e uzattı. Zarfın ağzı hafif açıktı. İçindeki para desteleri görünüyordu.
O an beynim durdu sanki. Ama sarhoş zihnim parçaları birleştiremiyordu.
“Noluyor?” dedim duvara yaslanırken. Sesim bile yamulmuş çıkıyordu.
Gizem bana göz ucuyla baktı. Dudakları titredi hafifçe.
Sessizce, “Özür dilerim…” dedi.
Sonra arkasını dönüp odadan çıktı. Kapı kapanırken gözlerimi kıstım.
Güldüm.
Garip şekilde komik gelmişti her şey.
“Niye özür diliyon Gizoş?” dedim kapıya yönelirken.
Tam kapıyı açacakken adam kolumdan sertçe tuttu.
“Sen kalıyorsun.” dedi kulağıma eğilip.
Yüzümü buruşturdum. Nefesi bile mide bulandırıyordu.
“Sakın taşkınlık çıkarayım deme.” dedi tehditkar bir sesle. Sonra beni tekrar süzdü.
“Ulan ben seni alacaktım var ya…”
Bakışları tenimde gezinirken, beni peşinden sürükledi. Önce asansöre bindirdi, ardından otelin dar koridorundan geçtik.
“Dayı biz nereye gidiyoruz?” desemde cevap vermedi.
Üzerinde 313 sayısı olan kapının önünde durunca, sarhoş bedenimi dengelledim.
313…
Spiritüel anlamda, ‘Hayatın yön değiştirmesi’ veya ‘Eski benliğin ölmesi’ anlamını taşırdı.
Adam kapıyı açıp beni içeri attı aniden, ardımdan kapı kilitlendiği an ses yankılandı odada.
Kaşlarımı çatıp kapıyı açmaya çalıştım ama olmuyordu.
“Bu ne biçim eğlence ya?” dedim güçsüzce kapıya vurarak. “Açsanıza kapıyı…”
Kendi sesim bile kulağıma uzak geliyordu.
Sarhoş bedenimi kontrol edemiyordum artık. Dilim dolaşıyor, kelimeler ağzımdan güçsüz çıkıyordu.
Bir süre kapıya boş boş baktım. Sonra omuz silktim.
“Aman…” dedim umursamazca.
Odada duran geniş yatağa yürüyüp kendimi üstüne bıraktım. Yumuşak yatak sırtımı içine çekerken gözlerimi kapattım.
Kapının açıldığını duydum biraz sonra. Ama bakmadım bile.
“Bir kadeh daha alabilir miyim?” dedim elim havada. Gözlerim hala kapalıydı. Kulaklarımda hala müzik sesi vardı.
Tam o sırada odada kalın, tok bir erkek sesi yankılandı.
“Alamazsın.”
Kaşlarım çatıldı. Başımı yaslandığım yerden kaldırıp kapıya baktığım an birkaç saniye nefessiz kaldım.
Uzundu. Fazla uzun.
Geniş omuzları siyah ceketin içinde daha sert görünüyordu. Keskin yüz hatları, koyu kahverengi gözleri ve insanın içine işleyen bakışları vardı.
Yakışıklıydı. Hem de tehlikeli denilecek kadar.
Ben bu yüzü bir yerden tanıyordum…
Adam ceketini çıkarıp kenara attı. Bakışları üzerimde ağır ağır dolaşırken bana doğru yürümeye başladı.
Kalbim garip şekilde hızlandı. Bir anda üzerime doğru eğilince gözlerimi kırpıştırdım.
“Pardon ağabey…” dedim sersemce. Sesim birazda şiveli çıkmıştı.
“Yanlış yere geldim sanırım.”
Ayağa kalkıp geri çekilmeye çalışmıştım ki bir anda belimden kavradı.
Ve tek hareketle beni tekrar yatağa attı. Sırtım yatağa çarparken nefesim kesildi.
Adam üzerime eğilmiş halde bana bakıyordu.
“Sarhoş olmaman gerekti.” dedi hafif sinirli bir sesle.
Kaşlarımı çatıp dudak büktüm.
“Ona da mı hakkım yok?” dedim bozulmuş gibi.
Kafamın içinde sorular dönüyordu.
Bu adam kimdi?
Gizem neredeydi?
Ben niye buradaydım?
Ama sarhoşluk yüzünden hiçbirini umursayacak halde değildim.
“Benleyken yok.” dedi dümdüz.
Sonra eli yüzüme uzandı. Parmakları yanağımda yavaşça dolaştı.
İnceler gibi…
“Albinosun.” dedi.
Ama sesinde diğer insanlar gibi garipseme yoktu.
Aksine… hoşuna gitmiş gibiydi.
“O da mı suç?” diye homurdandım.
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
O küçücük sırıtmaya takılı kaldım.
Adam dehşet yakışıklıydı. Ama ben bu yakışıklı suratı kesinlikle bir yerden biliyordum. Sadece sarhoş zihnim hatırlayamıyordu. Görüntüler bulanıktı.
“Çok konuşuyorsun.” dedi kısaca.
Sonra başını boynuma gömdü. Derin bir nefes aldı.
Çıplak omzuma bıraktığı sıcak dudaklar yüzünden irkildim.
Huzursuzca kıpırdandım.
Bir anda bileklerimi yakalayıp başımın üstünde tuttu.
“Sakın kıpırdama.” dedi tok ve tehditkar sesiyle.
O koyu kahverengi gözlerine bakarken istemsizce sustum.
Başını tekrar boynuma eğdi.
Dudaklarının tenime bıraktığı her temas içimde garip bir ürperti yayıyordu. Gözlerimi kapattım.
Ne olduğunu sorgulamıyordum bile artık.
Dudakları dudaklarıma değdiğinde nefesim karıştı. Alt dudağımı dişlerinin arasına alıp yavaşça çekince parmaklarım istemsizce gerildi.
Ben şimdi ne yapacaktım ki? Hayatımda kimseyle öpüşmemiştim. Ayrıca bu adamla niye öpüşecektim?
Dudakları benden ayrıldığında sık nefeslerim yüzüne vuruyordu. Gözleri sinirli şekilde gözlerimde gezdi.
“Karşılık ver.” dedi sertçe.
Sesi… insanı itaat etmeye zorlayan bir sesti.
Tekrar dudaklarıma sertçe kapandığında, ne garipti ki direnmek yerine ona boyun eğdim.
Belki içkinin etkisiydi…
Belki de o adamın insanın aklını dağıtan bakışları.
Acemice karşılık verdiğim öpüşlerim, onun vahşi ve baskın tavrının yanında kaybolup gidiyordu. Dudakları sanki beni susturmak ister gibi sert hareket ediyor, nefesimi bile elimden alıyordu.
Başım dönüyordu.
Hem içkiden… hem ondan.
Üzerime biraz daha ağırlığını verdiğinde yatak hafifçe gıcırdadı. Elinin belimde dolaşmasıyla istemsizce ürperdim. Sonra eli yavaşça bacağıma doğru indi.
Saten kumaş tenimden sıyrılırken, çıplak kalan bacağımı büyük ve sert elleriyle okşamaya başladı.
Tüylerim diken diken olmuştu.
Ne yaptığımı, neden izin verdiğimi düşünemeyecek kadar sarhoştum. Sanki bedenim bana değil, ona itaat ediyordu.
Dilini ağzımın içine ittiğinde nefesim karıştı.
Ağzımın içinde dolaşan o sıcaklık yüzünden gözlerim kapanırken elimden birini tutup göğsüne bastırdı.
Parmaklarım siyah gömleğinin kumaşını hafifçe sıktı.
Ne istediğini anlamıştım.
Titrek ellerimle düğmelerini tek tek çözdüm. Gömleği omuzlarından sıyırıp çıkardığımda başım iyice dönmeye başladı.
Ama sırtına dokunduğum anda bileklerimi yakaladı. Tek eliyle ellerimi başımın üstünde tuttu.
“Sakın bana dokunayım deme.” dedi.
Demek ki ona dokunmak yasaktı. Sadece onun bana dokunmasına izin vardı. Bunu düşünmek bile başımı daha çok döndürdü. Neyin içindeydim ben böyle?
Sonra eğilip dudağımdan kısa bir öpücük aldı. Kalbim göğsümün içinde deli gibi atıyordu.
Kontrolü tamamen elinde tutuyordu.
Ben ise buna rağmen umursamadan onu öpmeye devam ediyordum.
O dolgun dudakları…
Erkeksi kokusu…
İnsanın iradesini elinden alıyordu resmen.
Dudaklarını aniden ayırdığında nefes nefese kalmıştım. Göğsüm hızlı hızlı inip kalkıyor, her hareketimde onun göğsüne değiyordu. Karnımın içinde garip karıncalanmalar dolaşıyordu.
Beni iki bacağının arasına alıp doğrulduğunda gözlerim bulanık şekilde ona takıldı.
Geniş omuzları, belirgin karın kasları… sarı loş ışıkta fazla iyi duruyordu.
Kemerini açarken çıkan metal sesi odanın içinde yankılandı. O ses bile içimde tuhaf bir gerilim oluşturmuştu.
Kemeri sertçe çekti.
“Ellerini uzat.” dedi tok sesiyle.
Hiç düşünmeden usulca ellerimi uzattım.
Sarhoş zihnim her şeyi yavaş algılıyordu. Sanki rüyadaydım.
Bileklerime kemeri bağlarken gözlerimi ona dikmiş izliyordum sadece. Ardından pantolonunu çıkardığında bağlı ellerimi yüzüme götürmeye çalıştım.
“Ayıp…” dedim bozulmuş bir çocuk gibi.
Bir anda tekrar bileklerimi yakalayıp başımın üstüne sabitledi.
“Alışıksındır güzelim.” dedi boğuk sesiyle.
Tekrar dudaklarıma kapandığında elbisemin askılarını omuzlarımdan aşağı indirdi. Belime kadar çekiştirdi ama tam çıkarmadı.
Karşısında böyle çıplak dururken utandım ama içimde garip bir ihtiras vardı.
Onun bakışları ise tenim üzerinde ağır ağır dolaşıyordu.
“Çok beyazsın…” dediğinde sesi boğuk çıkmıştı. Ve sesinde garip bir hayranlık vardı.
“Senin gibi bir fahişe…” dedi baş parmağını dudaklarımın arasına iterken.
“Bu kadar temiz olamaz.”
Ardından eğilip dudaklarını köprücük kemiğime bastırdı. Sıcak nefesi tenimden aşağı kayarken istemsizce ürperdim. Dudakları her değdiğinde bedenim yatağın üstünde biraz daha eriyor gibiydi.
Sonra daha da aşağı indi…
Ve gece boyunca…
Kaç kez dudaklarıma kapandı, kaç kez beni yeniden kendine çekti, kaç kez nefesimi kesti… sayamadım bile.
Sabaha kadar sadece onun kokusu, ağır nefesleri ve tenimde bıraktığı sıcaklık kaldı geriye.
***
“Ah… başım…” diye homurdandım gözlerimi aralarken.
Sanki kafamın içinde biri davul çalıyordu. Göz kapaklarım ağırdı. Ağzım kupkuruydu.
Doğrulmaya çalıştığım anda kasıklarıma giren keskin acıyla nefesim kesildi.
“Ah… bacaklarım…” diye inledim bu sefer.
Bu neydi böyle?
Gece taş mı taşımıştım ben?
Bedenimin her yeri ağrıyordu. Özellikle bacaklarım… Belim… Kasıklarım…
Kaşlarımı çatarak saçlarımı karıştırdım. Başım hala ağrıyordu.
Bir anda irkildim. Yavaşça etrafa baktım.
Odayı ilk defa görüyordum.
Koyu renk duvarlar, ağır erkek kokusu…
Burası da neresiydi böyle?
Gözlerim odanın içinde dolaşırken yerde duran yeşil elbiseme takıldı.
Hemen yanında siyah bir erkek gömleği vardı.
Başımı biraz daha çevirdim. Komodinin üstünde pahalı görünen bir saat duruyordu. Yan tarafındaysa düşmek üzere olan inci kolyem…
Kalbim bir anda hızlandı. Yutkundum.
Aklıma gelen ihtimal yüzünden midem düğümlenirken başımı ağır ağır yatağın diğer tarafına çevirdim.
Yatan adamı gördüğüm an çığlık atacaktım. Ama son anda ellerimi ağzıma kapattım.
Gözlerim irice açılmıştı.
Ben…
Ben bu adamla mı yatmıştım?
Nefesim hızlandı.
Adam yüzüstü yatıyordu. Kaslı kolları yastığı sarmıştı. Dağınık siyah saçları alnına düşmüş haldeydi.
İstemsizce biraz daha eğildim. Daha dikkatli bakabilmek için…
Ve o an gözbebeklerim titredi.
Bu adam… Bu adam…
ÇEKDAR KANDAROĞLU’ydu.
Midyat’ın en büyük ağası…
Çocukluğumdan beri uzaktan uzağa sevdiğim ama dört yıldır görmeyip yüzüne hasret kaldığım adam…
Bir anda kanım çekildi.
“Allah’ım…” diye fısıldadım titrek sesle. Bu nasıl lanet bir tesadüftü böyle?
Dün geceki bulanık görüntüler birer birer zihnime çarpmaya başladı.
Onun dudakları…
Sert bakışları…
Boynumdaki sıcak nefesi…
Ve bir anda gözlerim korkuyla büyüdü.
Çünkü Çekdar Ağa beni tanımıyordu. Ama artık… beni bir fahişe olarak tanıyor olacaktı.
Kalbim bir anda mideme düştü sanki.
Dün gece söylediği sözler kulaklarımın içinde yankılandı.
“Senin gibi bir fahişe…”
Nefesim titredi. Allah’ım…
O gerçekten beni öyle sanmıştı.
Yutkundum. Gözlerim istemsizce yerde duran yırtılmış iç çamaşırıma kaydı. Odanın içindeki her şey dün gecenin utancını yüzüme vuruyordu resmen.
Çocukluğumdan beri uzaktan izlediğim adamın yatağına girmiştim.
Hem de onun gözünde parayla satılan bir kadın olarak.
Göğsüm sıkıştı.
Eğer beni tanırsa…
Eğer kim olduğumu öğrenirse…
Midyat’a dönmeden önce ölmem gerekti…
***
Ve işte o çok sevilen kurgumun, yeni versiyonuyla… ilk bölümü hatunlar.
Nasıl olmuş? Kalpleri yerinden zıplatı mı? Şahsen ben heyecanlandım…
Herkesin yorumunu eksiksiz bekliyorummmm.🔥🤭🌸
“1. bölüm” ögesine 41 yanıt
-
Bütün bölümleri okudum ve tekrar tekrar okunur mükemmel ötesi 💋🔥
-
Muhteşem
-
Ya bu nasil bir bölümdü heyecandan kalbim duracak sandım yaArim
-
Of bu nasil bir bölümdü ilk bölüm den heyecan dolu dolu devami ne zmana gelir yazarim meraktan catlarim
-
Harika olmuş yazarım kaleminize sağlık ❤️🥰
-
Ya ilk versiyonu benim için çok farklıydı ama bu da güzellll
-
Mükemmel olmuş eline sağlık yazarım
-
Abowww ya çok iyiydi devammı lütfennnnn
-
Emeginize saglik yazarım hayirli olsun
-
Yazarım değişik ama güzel olmuş emeğinize sağlık
-
Çok kötü oldu ya Arkadaş kurban
-
Ay değişik olmus..
-
Eski zemheri ve cekdar a çok kızmıştık bundada kizacakmiyiz merakla bekliyorum çok güzel bir giriş olmuş
-
Aklım hep ilk versiyonda kaldı ama buda çok güzel olcak zemoşum ya senin başın neden dertten kurtulmaz be kızım
-
On numara olmuş yazarim zemheri cektar yarım kalmıştı yeni versiyonda çok guzel
-
Süper süper
-
Ahh zemheri yine boka bulaştın 🙈
-
Ba-yıl-dım
-
Vay be ne oldu böyel
-
Okurken ilk kurguyu düşünmeden edemedim ama buda çoooook iyi eline emegine saglik
-
Bayıldım
-
Goooooolllll gideri var bunun
-
Bu versiyonu daha iyi olmuş diğer versiyonu fazla dram içeriyordu ama şuan ki daha ilgi çekici bu şekilde devam etmelisiniz bence
-
Bu çekoyla zemheride güzel ya
-
Tamamen farklı bir tanışma ama gene arkadaş kurbanı olmuş zemherim
-
Gizem pisliğini öldüresim geldi
-
Olanlar olayları ❤️🔥
-
Aa ben bunu okumuştum dreamda vardı cok guzeldi. Bütün bölümlerini okudum AOA yenimi yazıyorsunuz anlamadım
-
Tamamen başka iki karakter gibi mi okuyoruZzzz
-
Ay çok değişik bir yerden başladı çok heycanli ben Mardin’den beklerken İstanbul’dan başladı ben sok
-
Her bir satiri heycanla okudum yazarim yeni bolum icin de ayni heycn var emeginize saglik cok baska olmus bizim efsane ikilimiz umarim burda cok mutlu olurlar diycem ama fahise olarak tanininca bakalim nasil ilerliycek 🤭
-
devamını merakla bekliyorum yazarım
-
Çok güzeldi
-
Oha yaaaaaa zavallı zemherım 🥹🥹🥹barı burda yüzü gülseydi
-
Yazarcım ellerine emeğine yüreğine sağlık çok güzeldi devamını sabırsızlıkla bekliyoruz 🤌✍️😘👸🥰
-
İlginç olmuş bu yeni versiyon devamını merak ediyorum
-
Çok farklı başladı çok heyecanlı ya çok beğendim 🩶
-
Kesinlikle kalbimizi yeniden hoplattı yazarım ellerine ve emeğine sağlık🥰
-
Harika💟
-
Ellerine sağlık yazarımmm lütfen ilk kitap gibi başka erkek başka kadın kuma olmadınnn çok güzeldi bölüm
-
Yaaa bayıldım resmen evet eski zehmeriyle bu zemheri arsmdaki fark çok blli oluyo ama heyecan verici hayrlı olsun yazarım
Bir Cevap Yazın