“Kıskançlığın artık canımı yakmaya başlıyor.”
***
Elimdeki poşete boş boş bakmayı bırakıp onu da yanıma alarak mutfaktan çıkacekken, durdum. Geri gidip tezgaha düşen bıçağı da alarak elbisemin cebine sıkıştırıp çıktım.
Beklemeye hacet yoktu… bir an önce neyse bedeli ödeyeyim.
Adımlarım hızlıydı. Dışarıdan bakan biri kendimden emin yürüdüğümü sanardı belki ama dizlerim titriyordu. İçimdeki korku ayak bileklerime kadar işlemişti resmen.
Merdivenleri çıkarken elim hala poşetin sapındaydı. Parmaklarım öyle sıkmıştı ki poşet buruşturmuştu bile.
Teras katına vardığımda odasının kapısının önünde durdum. Kapı koluna uzandım ama elim birkaç saniye havada kaldı.
Derin bir nefes al Zerda… zaten her şey kötü olacak.
Kalbim göğsümü içeriden yumruklarken kendimi olacak en kötü şeye hazırlayıp kapıyı yavaşça açtım.
İçeri girdiğimde Karun telefonla konuşuyordu.
Sırtı bana dönüktü. Bir elinde sigara vardı. Odanın içine yayılan ağır tütün kokusu loş havaya karışmıştı. Gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı. Lambanın sarı ışığı geniş omuzlarının üstüne vuruyordu.
Kapının açıldığını duyunca omzu üzerinden bana baktı.
Sonra elini hafifçe kaldırıp sessizce izin ister gibi işaret yaptı. Konuşmasına devam etti.
İster istemez kulak kabarttım. Ama işle alakalıydı. Sevkiyat… adamlar… hesaplar… Kayda değer hiçbir şey yoktu.
Ben ise kapının yanında dikilmiş onu izliyordum.
Bir insan nasıl aynı anda hem sakin hem de bu kadar tehdit gibi görünebilirdi?
Telefonu kapattığında oda bir anda sessizliğe gömüldü.
Sonra o kehribar rengi sert gözler doğrudan gözlerime yerleşti.
Sanki insanın içini yarıp düşüncelerine kadar giriyordu o bakışlar.
“Karım.” dedi tok sesiyle. “Hoş geldin.”
Boğazım kurudu. Sertçe yutkundum. Nesi vardı bu adamın?
Karım, deyişi bile bir tuhaftı.
“Hoş gelmedim.” dedim duruşumu dikleştirmeye çalışarak.
Sesim sert çıksın istemiştim ama içimdeki gerginlik kelimelerin ucuna yapışıyordu.
“Nişanlını eve bırakırken bana dondurma almakta ne demek?” dedim elimdeki poşeti hafif kaldırarak. “Her şeyi öğrenince, aşağılamaya mı karar verdin beni?”
Karun bana doğru ağır ağır bir adım attı.
Ayak sesleri odanın içinde yankılanırken refleksle elbisemin etek kısmını avucumda sıktım.
“Anlamaya çalışıyorum.” dedi sakin bir sesle.
O sakinlik daha kötüydü işte. Bağırsa, öfkelense daha az korkardım belki. Ama böyle konuşunca ne düşüneceğini kestiremiyordum.
“Sevmedin mi?” dedi poşette bakarak, bu hareketiyle nefesim takıldı. Cevap bile veremedim.
Bir anlığına köy yolunda dondurma aldığımız o günü hatırladım. Adam onu bile aklında tutmuştu.
Bu düşünce nedense korkutucu geldi bana. Birden camın yanındaki sediri işaret etti.
“Otur hadi.”
Sesi sert değildi ama emir gibiydi yine de.
Odanın içindeki loş ışık yüzünün yarısını karanlıkta bırakırken, elindeki sigarasında yükselen duman ağır ağır tavana çıkıyordu.
Olduğum yerde birkaç saniye daha dikildim.
Sanki sedire oturmamı değil de darağacına çıkmamı söylüyordu.
Karun bakışlarını üzerimden çekmeden sigarasından bir nefes daha aldı. O keskin gözler kaçacak yer bırakmıyordu.
“Otur!” dedi bu kez daha net.
Sertçe yutkundum. Yavaş adımlarla sedire doğru ilerleyip poşeti yanıma bıraktım. Ama otururken bile gözlerim sürekli onun üzerindeydi. Bir anda öfkelenip boğazıma yapışacakmış gibi hissediyordum.
Sigarasını kül tablasına bastırıp söndürdü. Sonra ağır adımlarla bana doğru yürüdü.
Yaklaştıkça nefesim daralmaya başladı.
Karşımda durduğunda başımı kaldırmak zorunda kaldım. Titreyen dizlerim ayaklarına çarpıyordu.
“Hala benden korkuyorsun.” dedi sakin sakin.
Korkmuyormuşum gibi davranacak halim yoktu zaten. Sessiz kaldım.
Bir eli yavaşça sedirin yaslandığım kısmına dayandı. Bana iyice yaklaşırken kokusu yeniden sardı etrafımı. Tütün ve kendine ait o sert ten koku…
“Konağıma ne amaçla geldin?” dedi direkt.
Sesi ne yükselmişti ne de sertleşmişti. Ama gözlerini üzerimden çekmeyişi bile insanı sorguya çekmeye yetiyordu.
“Dürüst ol ki sana yol gösterebileyim.”
İçimden acı bir gülüş geçti. Yol mu?
Yol dediği şeyin sonu yine ona çıkardı. Yine onun gölgesine, onun kurallarına, onun karanlığına…
Benim için yol değil, ayağıma dolanan bir zincirdi sadece.
Bakışlarımı kaçırdım. Çünkü gözlerinin içine bakarsam yalan söyleyemeyecekmişim gibi hissediyordum.
Sessizliğimin uzadığını görünce hafifçe kıpırdandı. Elini kaldırdığı an omuzlarım istemsizce gerildi. Başımı çevirmiştim bile.
Annesinin katili olan bir adamdan korkuyordum… hele ki karşısında ona oyun oynayan bir kadın olarak duruyorken ve o bunu biliyorken.
Ama beklediğim şey olmadı. Yanağıma yerleşen serin avuçla donup kaldım.
“Anneni, ağabeyinin öldüğünü biliyorum… Yetim kalmışsın.”
Kalbim tekledi. Bir insanın en acı gerçeğini bu kadar sakin söylemesi normal miydi?
Yetim…
O kelimeyi duyduğum anda annemin yüzü gözlerimin önüne geldi. Sonra Veysel ağabeyim.
Evimizin sessizliği… Boş kalan odalar… Bir daha hiç açılmayan kapılar…
Boğazım düğümlenirken bakışlarımı yere indirdim.
“Ama bu nedenler, yüzünü dahi gizleyerek yanıma sızman için yeterli değil.”
İşte orada başımı tekrar kaldırdım. Demek düşündüğümden daha çok şey biliyordu.
Buraya gelmeden önce peçesiz olduğumu, yalanlarımı. Konağa gelişimdeki garipliği. Demek Ceylan ağzına ne geldiyse anlatmıştı.
Çenem sıkıldı. Öyle sıkıldı ki dişlerim birbirine sürtündü.
“Evet, değil.” dedim sonunda. Sesim bu kez daha net çıkmıştı.
“Ağabeyimin nasıl öldüğünü de bari biliyor musun Karun Ağa?”
Yüzündeki ifade değişmedi ama kaşlarının arasındaki çizgi derinleşti.
“İntihar etmiş.”
Cümlesinden sonra kendimi tutamadım. Güldüm. Ama o gülüşün içinde zerre neşe yoktu.
Yıllardır içimde biriken öfke dudaklarımdan taşıyordu sadece.
“Kime göre… neye göre?”
Sırtımı yasladığım sedirden ayrıldım. Aramızdaki mesafeyi kapatırken gözlerimi bir an bile ondan ayırmadım.
“İntihar etmedi…” dedim. Sesim alçaktı ama içimde kopan fırtınayı ben duyabiliyordum.
“Öldürüldü!”
Gözlerim yanıyordu. Ağlamamak için kendimi sıkıyordum.
Ama o an acımdan çok öfkem vardı.
Çünkü karşımda konağın ağası değil… ağabeyimin ölümüne giden yolda duran adam vardı.
“Katilin kim olduğunu biliyor musun?”
Sorusu ağzından çıkar çıkmaz yerimde duramadım.
Bir anda ayağa kalktığım için Karun yarım adım geri çekilmek zorunda kaldı. Gözleri yüzümdeydi. Tek bir hareketimi bile kaçırmıyordu.
“İnsan kurbanlarını unutmaz Karun Ağa.”
Sözlerim odanın içinde yankılanırken yüzündeki ifade değişti.
Çenesi gerilirken, şakaklarındaki damarlar belirginleşti. Canını acıtacak bir yere dokunabilmiştim.
“Demek geceleri uyurken, bir gün boğazıma bıçak dayamayı bekliyordun.”
Katil olduğunu apaçık itiraf mı ediyordu yani? Sertçe yutkundum.
Kalbim kaburgalarıma vuruyordu. Suçsuz bir insan böyle bir şey söyler miydi?
Bir an için gözlerinin içine baktım. Yalan aradım. Pişmanlık aradım. Bir şey aradım… ama bulamadım.
“En başından beri katil sendin…” dedim başımı sallayarak.
Sanki bunu ona değil de kendime söylüyordum.
“Oysa ben hep bir ihtimal aradım.”
Aylarca aramıştım.
Belki değildir diye düşünmüştüm. Belki ağabeyim başka bir şeye bulaşmıştır demiştim. Belki yanlış anlamışımdır demiştim.
Belki o mesajın başka bir açıklaması vardır demiştim.
Ama her defasında dönüp aynı yere çıkıyordum.
Karun Ağa’ya.
Elimi yavaşça cebime soktum.
Parmaklarım bıçağın sapını bulduğu anda içimdeki öfke biraz daha büyüdü.
“Bana aşık olduğun için mi?” dedi dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılırken.
O anda yüzüne bakınca onu boğmak istedim. Gerçekten istedim.
Karşımda ağabeyimin ölümünden sorumlu tuttuğum adam duruyordu ama hala benimle oyun oynuyordu. Acımla alay ediyordu.
“Kocana katil olmayı konduramadın mı?”
Gözlerim doldu. Öfkeden. Hayal kırıklığından.
Kendime duyduğum kızgınlıktan.
Çünkü haklıydı. Bir yanım gerçekten de hiç konduramamıştı.
“Sen tam bir pisliksin!”
Bıçağı cebimden çıkardığım gibi üzerine yürüdüm.
Bu kez durmayacaktım. Aylarca kafamda kurduğum sahne gözümün önündeydi. Ağabeyimin cansız bedeni, annemin mezarı, gecelerce uyutmayan o mesaj… Hepsi aynı anda boğazıma düğümlenmişti.
Kolumu bütün gücümle ileri savurdum. Ama bıçak kalbine ulaşamadı.
Son anda elini kaldırıp keskin kısmı kavradı.
Bir an afalladım. Bildiğin çıplak eliyle tutmuştu.
Bütün gücümle bastırmama rağmen bırakmıyordu. Bıçağın ucu gömleğine dayanmış hata yırtmış tenine saplanmıştı ama daha ileri gitmiyordu.
Avucundan sızan kan parmaklarının arasından geçip bileğine kadar inerken gözüm oraya takıldı.
Canı yanması gerekiyordu. Küfür etmesi, öfkelenmesi, en azından yüzünü buruşturması gerekiyordu.
Ama o hala bana bakıyordu. Hem de gözlerini kırpmadan.
“Hızlısın.” dediğin de, dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
O an içimi öfkeden daha kötü bir his kapladı. Çünkü karşımdaki adam yaralanmıştı. Ama korkan taraf yine bendim.
“Bırak!” dedim bıçağa daha çok yüklenerek.
Avucunu kesen metalin biraz daha derine girdiğini gördüm. Kan artık sadece parmaklarının arasından sızmıyor, bileğine doğru ince bir çizgi halinde akıyordu. Ama bırakmıyordu.
“Seni öldürmeden bana yaşamak haram!” dedim ağlamamın arasından.
Nefesim parçalanıyordu. Sesim titriyordu. Öfkeden mi ağlıyordum, acıdan mı artık ayırt edemiyordum.
Karun’un bakışları bir an bile yüzümden ayrılmadı.
“Beni öldürmek seni yaşatacaksa…” dedi sakin bir sesle.
“…öldür.”
Parmaklarım istemsizce gevşedi. Başımı kaldırıp yüzüne baktım.
“Ama Veysel’i ben öldürmedim.”
Kalbim sıkıştı. Bir anlığına ne düşüneceğimi bilemedim.
Az önce katil gibi davranan adam şimdi karşıma geçmiş, ben öldürmedim diyordu.
Kafamın içindeki bütün sesler birbirine girmişti.
“Yalancı!” diye bağırdım yüzüne. Sesim odanın içinde yankılandı.
“Ağabeyime attığın mesajları gördüm!”
Bu kez kaşları çatıldı. İlk kez söylediğim bir şey onu hazırlıksız yakalamış gibiydi.
“Ne mesajı?”
Öfkeden güldüm. Bilmemezlikten geliyordu ama bu saatten sonra bunu yiyecek değildim.
“Ölümün benim elimden olacak!” dedim dişlerimin arasından.
“Ağabeyime bunu yazdın. Numara sana ait. Şimdi de bilmemezlikten mi geliyorsun ha?”
Karun’un bakışları bir anlığına değişti. Yüzü sertleşti.
Ama bu öfkeye benzemiyordu. Daha çok düşünüyormuş gibiydi.
Bıçağı tutan kanlı elini geri çekti. Ama ben çekilmedim.
Aksine daha sıkı sarıldım bıçağa. Sanki bırakırsam ağabeyime ihanet edecekmişim gibi.
“Ben ağabeyine mesaj atmadım.” dedi.
Sesi hala sakindi ama biraz önceki sakinlikten farklıydı.
Bu kez daha net konuşuyordu.
“Yıllardır da konuşmuyoruz.”
“O kişi, benimle de uğraşıyor olmalı.”
İstemsizce güldüm. Bu kez daha uzun sürdü.
Sinirden. Çaresizlikten. Belki de artık neye inanacağımı bilmediğimden.
“Ne anlatıyorsun sen ya?” dedim.
Gözyaşlarım yanaklarımdan inmeye devam ediyordu.
“Aynı numaradan mesaj geliyor… sonra ağabeyim ölü bulunuyor. Sen de karşıma geçip bana masal anlatıyorsun.”
Karun cevap vermedi. Bu sessizlik sinirimi daha çok bozdu.
“Konuşsana. Susma!” dedim bıçağı yeniden ileri itmeye çalışarak.
Bu kez ilk defa yüzü buruşturdu. Çok hafif. Neredeyse fark edilmeyecek kadar.
“Zerda…” dedi.
Adımı söyleyiş şekli bile elimdeki öfkenin hızını kesti. Az önce bıçağı kalbine saplamaya çalışan kadın ben değilmişim gibi, istemeden sustum.
Bakışlarını üzerimden çekmeden konuştu.
“Az önceki tavrım… ne kadar ileri gidebileceğini ve daha neleri sakladığını bilmek içindi.”
Ne kendini savunuyordu ne de beni suçluyordu. Başımı eğdiğimde gözüm eline takıldı. Kan hala akıyordu.
Parmaklarının arasından süzülen damlalar koyu renk halının üzerine düşüyor, küçük lekeler bırakıyordu. Ama umurunda değilmiş gibi davranıyordu.
“Katili ben olsaydım… söylerdim.”
İstemsizce başımı kaldırdım. Gözleri yine gözlerimdeydi. Kaçmıyordu. Saklanmıyordu.
“Çünkü seni susturmasını da iyi bilirdim.”
Boğazım düğümlendi. İnsan bazen duyduğu şeyden değil, duyduğu şeyin mantıklı gelmesinden korkardı.
Karun’un bunu yapabilecek biri olduğunu biliyordum.
İsterse beni susturabilirdi. İsterse bu konaktan bir daha çıkamazdım.
İsterse Veysel ağabeyimin adını bir daha kimse duyamazdı.
Ama şimdi karşıma geçmiş, bunu yapmadığını söylüyordu.
Ve ben ilk kez neye inanacağımı bilemiyordum.
Bu adama inanmalı mıydım?
Aylarca taşıdığım nefret bir anda yerinden oynuyormuş gibi hissediyordum.
Karun bıçağı tutan bileğimi kavradığında irkilmedim bu kez. Parmakları yavaşça aşağı inerken elimdeki direnç de onunla birlikte çözülmeye başladı.
“Bu mesele sadece seni değil…” dedi. Bakışları yüzümde dolaştı.
“Artık beni de ilgilendiriyor.”
Yaralı olmayan eli yanağıma ulaştığında gözlerim yeniden doldu. Başparmağı yanağımdan süzülen yaşları silerken kendimden nefret ettim.
Çünkü ağlamayı bırakamıyordum. İlk kez biri ağabeyimin ölümünü ciddiye alıyordu.
“Bırak bu yolda seninle yürüyeyim.”
Göğsüm sıkıştı. O kadar yalnız kalmıştım ki, birinin yanımda durmayı teklif etmesi bile canımı yakmıştı.
“Seni seven bir adam olarak yanında duramam.” dediğin de, dudaklarım titredi.
“Ama güvende tutabilirim. Elin kolun olurum.”
Sildiği yaşların yerini yenileri aldı. Çünkü Karun’un en kötü yanı buydu.
İnsana umut vermeden yanında duruyordu.
“B-bunu neden yapasın ki?” dedim güçlükle. “O katil sen değilsen bile, ailenden biri.”
Bu kez yüzündeki ifade değişti.
Gözleri bir anlığına uzaklaştı. Sanki görmek istemediği bir şeyi hatırlamış gibi çenesi sertleşti.
Derin bir nefes aldı. Sonra elini başımın arkasına koyup beni kendine çekti.
Ne olduğunu anlayamadan yüzüm göğsüne yaslandı.
İlk başta karşı koymak istedim. Ama edemedim.
Kalbinin düzenli atışlarını duyabiliyordum. Benim nefesim dağılmışken, onunki sakin ve sabitti.
Saçlarımı hafifçe okşarken, başımın üstünde konuştu.
“Benim bir ailem yok.”
Sesinde alıştığım o sertlik vardı ama altında yorgunluk da hissediliyordu.
“Senin bir ailen yok.” dediğinde, başımı biraz daha göğsüne yasladı.
“Birbirimize ihanet edecek lüksümüz yok .”
O an gözlerimi kapattım.
Çünkü uzun zamandır ilk kez biri bana acıyarak değil, benimle aynı yerde durarak bakıyordu. Ve ne kadar istemesem de… bu, ağabeyimin ölümünden beri hissettiğim en güvenli histi.
Aklıma bir anda eli geldi.
Az önceki tartışmanın, bıçağın, bağırışların arasında unutmuştum.
Ona güvenmesem de, hak etmiş olsa da suçluluk duyuyordum.
Başımı göğsünden çekip elini tuttum. Avucunu çevirdiğimde kaşlarım istemsizce çatıldı.
“Çok kanıyor.”
Karun gözlerini elimden bana kaldırdı. Sonra hafifçe güldü.
“Acımasız bir kadının eseri.”
Bu adamı gülerken görmek zordu.
Kulaklarımın ısındığını hissettim. Bakışlarımı ondan kaçırdım.
Banyoya götürüp elini yıkadığımda, itiraz etmedi. Akan su avucundaki kanı temizledikçe kesik daha net görünmeye başlamıştı.
Sonra tekrar odaya geçip onu sedire oturttum.
Pansuman kutusunu bulup yanına oturarak yarasını temizlemeye başladım.
Tam o sırada gözüm hafif yırtılmış gömleğine takıldı. O kısımda hafif bir ıslaklık vardı.
Refleksle gömleğinin açık duran kısmını biraz daha araladım. Kalbinin tam üstünde ince ama derin bir kesik uzanıyordu.
Biraz daha bastırsaydım… Biraz daha güç uygulasaydım… düşüncesi bile kötü.
Gözlerim birkaç saniye o yarada kaldı.
Gerçekten bunu yapacak kadar gözüm dönmüş müydü?
“Pişman mı oldun?”
Sesiyle kendime geldim. Elimdeki pamuğa tentürdiyot döküp yarasına sertçe bastırdım.
“Hayır.” dedim umursamaz görünmeye çalışarak. “Hak etmiştin ağam.”
Sonra yarayı biraz daha sert silmeye başladım. Karun ise tek kelime etmiyordu.
Ben yarasına odaklanmışken gözlerini bir an olsun üzerimden çekmediğini fark ettiğimde huzursuz oldum. Böyle bakınca nefes almayı unutuyordum.
“Hakkını yememem lazım.” dedi birden. Kaşlarımı kaldırıp yüzüne baktım.
“Beni bile kandıracak kadar iyi oynadın.”
Dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Senin gibi mi yani?”
Sözümün bitmesiyle belime dolanan kol yüzünden ne olduğunu anlayamadım. Bir anda kendimi kucağında bulduğumda, şaşkınlıkla ona baktım.
“Böyle daha rahat yaparsın.”
Sanki dünyanın en normal şeyiymiş gibi konuşuyordu. Boğazım kururken tekrar yarasına döndüm.
Garip olan şuydu…
Az önce onu öldürmeye çalışmıştım.
Şimdi ise ben yarasına pansuman yapıyordum.
Sanki o sahneler hiç yaşanmamış gibiydi.
“Nişanlın seni affedebildi mi bari?” diye sordum yeni bir pamuk alırken.
Karun hiç düşünmeden cevap verdi.
“Evet.”
“Bir öpücük verip gönderdi.” demesiyle elim havada kaldı.
Birkaç saniye hareket edemedim. Sonra yavaşça başımı kaldırıp yüzüne baktım. Ciddi miydi?
Ama Karun’un gözlerinde açık açık eğlence vardı.
“Aman ne güzel.” Diyerek pamuğu yarasına biraz fazla sert bastırdım.
Bu kez kasları gerilmişti. İçimden gelen memnuniyeti gizlemeye bile çalışmadım.
Tam kalkacakken belime dolanan kol yeniden sıkılaştı.
Kımıldamama izin vermedi.
“Kıskançlığın artık canımı yakmaya başlıyor.”
Ben ise ciddi ciddi yüzüne bakıyordum. Bir gram bile gülmüyordum.
Bu halim daha çok hoşuna gitmiş olacak ki eli boynuma çıktı.
Başımı kendine doğru çekti.
Aramızdaki mesafe iyice kapanırken nefesi tenimi yalayıp gidiyordu.
“Nişanı bozacaktır.” dedi gözlerini dudaklarıma indirerek.
“Üzerine kuma gelmiyor. Rahat ol.”
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. “Bu dudaklar sana ait hala.”
Sözleriyle birlikte yüzü biraz daha yaklaştı.
Tam o sırada kapı açıldı. İkimizin de bakışları aynı anda kapıya döndü.
Kapı girişinde duran Safiya Ana ve Fadime Ana oldukları yerde kalmışlardı.
İkisi de gözlerini kocaman açmış bize bakıyordu.
Ben ise ancak o an nasıl göründüğümüzü fark ettim. Karun’un kucağında oturuyordum. Üstelik yüzlerimiz birbirine neredeyse değecek kadar yakındı.
“Abov!”
Fadime Ana dudaklarını kapatırken Safiya Ana’nın gözleri daha da büyüdü.
Panikle ayağa fırladım.
“S-Safiya Ana, F-Fadime Ana vallahi gördüğünüz gibi değil!”
Kekeleyerek açıklama yapmaya çalışıyordum ama ne söylediğimi ben bile bilmiyordum.
Karun ise yerinden kıpırdamadı.
Aksine hiç zorlanmadan beni tekrar kucağına çekti.
Şaşkınlıkla dönüp ona baktım ama Karun’un bakışları kapıdaki kadınlardaydı.
Yüzündeki ifade bir anda sertleşmişti.
“Tam da gördüğünüz gibi.” Sesi odanın içinde yankılandı.
İtiraz etmeme fırsat vermeden kolunu belime daha sıkı sardı.
“O benim karım!”
Safiya Ana ile Fadime Ana’nın yüzündeki şaşkınlık katlanırken, ben ise yer yarılsa da içine girsem diye düşünüyordum.
Karun ise sanki biraz önce yaptığı şey zaten herkesin bilmesi gereken bir gerçekmiş gibi sakindi…
***
İşte şimdi Zerda’nın gerçek karısı olduğunu herkes öğrenecek…🔥
Fırat’da kuduracak tabi. Kim bilir ne pislikler peşine düşecek.😑
Yorumlarınızı bekliyorum hatunlar. Sınır 200 kişi🩷
““Kıskançlığın artık canımı yakmaya başlıyor.”” ögesine 230 yanıt
-
Heyecanlan dorukta yarabbim
-
Oha gerçekten abov
-
Owww yakalandılar hem de en üst makama😱😱 şimdi ne olacak
-
Zerda önce ö.ldürmeye çalış sonra tedavi et😂😂
-
Birileri ki bu Fırat ağa kesin Karun’a kumpas kuruyor😡😡
-
Kız Zerda ciddi ciddi sapladın yaa adama bıçağı😱😱
-
Ayyy nefessiz okudum bee nasıl bölümdü böyle 🥹🥹
-
Ay bayıldım. Bu bölüme❤️
-
Yb lütfen
-
helal ya karuna
-
Kalemine sağlık❤
-
Efsane güzel bir bölüm
-
Tek kelimeyle mükemmeeeeeeeel
-
Bindik bi alamete gidiyoz mu zerda karun kıyamete🤣🤣 fırtına önceki sesizlik bozuldu bakalım ne olacak🤭
-
Harika bir bölümdü Karun’un katil olmadığını tahmin etmiştim aslında yazarım
-
Har
-
Ayy çok heyecanlı
-
Katilin Karun olmadığını çok sevindim.👏👏👏
-
Bence katıl babası ve ceylanın abısı
-
Bu kadar konuşmanın üzerine hiç beklemediğimiz yerden karısı olduğunu söyledi Karun ağa 😂😂😂
-
Harika bir bölüm olmuş
-
Bölüme bayildim simdi geldik asıl maceraya
-
Efsane bir bölüm olmuş emeğine sağlık yazarım
-
Ne bölümdü
-
Yeni bölüm gelsin biran önce
-
Yapıştı valla kizaa anammm
-
Ee şimdi Fırat bey kuduracak bence Karun artık birakmaz zerdayi
Bir Cevap Yazın