“Acırsan… sıra sana gelir.”

***

Duruşumu ona karşı dikleştirip hemen lafa girdim. İçimdeki korku hala yerindeydi ama inadım daha baskındı artık. Karun’un o sahiplenici tavrı damarlarıma dokunuyordu.

“Ya ağam…” dedim gözlerimi onunkilerden kaçırmadan. “Bu saydıkların bir erkekte varsa eğer… ben ona niye hayır diyeyim ki?”

Karun birkaç saniye yüzüme baktı. Sanki söylediğim şey mantıklı gelmişti ama bunu kabul etmeye gururu izin vermiyordu. Çenesi hafif kasıldı.

Bir anda elleri omuzlarıma yaslandı ve yatağa doğru ittiğinde, dengemi koruyamayarak geriye düştüm. Yorgan bacaklarımın altında kırışırken, Karun durmadı. Üzerime doğru gelmeye devam etti.

Ben refleksle geri geri çekilirken, sırtım sonunda yatağın sert başlığına yaslandı. Ama o hala yaklaşıyordu.

Loş ışığın altında geniş omuzlarındaki kaslar her hareketinde belirginleşiyordu. Köprücük kemiklerinin arasındaki gölge bile dikkat çekiyordu. Banyoya girerken kıyafetlerini eline tutuşturmuştum ama giymemişti manyak adam.

Sanki sırf aklımı almak için böyle dolaşıyordu.

Tam üzerime geldiğinde artık nefesi yüzüme vuruyordu. Aramızda santim bile kalmamıştı.

Sonra hiç beklemediğim bir şey yaptı. Elimi tuttu.

Ne yapacağını anlayamadan avucumu yanağına yasladı. Sert sakallarının batışı parmak uçlarımı ürpertti. Gözlerim istemsizce onun yüzüne kaydı.

Ama o gözlerini gözlerimden ayırmadan elimi yönlendirmeye başladı.

Boynuna indirdi…

Sıcak teninin altında atan nabzını hissediyordum.

Ardından omzuna…

Parmaklarım geniş omzunun sertliğine değerken nefesim yavaşladı.

Ve karın kaslarına…

Elimin altında sertleşen o kas yığını kalbimi hızlandırdı. İnsan bakmaması gereken şeye dokununca ne yapacağını şaşırıyordu. Aynen öyleydim.

Karun tam orada durdurdu elimi. Kehribar rengi gözlerini yeşil gözlerime dikip konuştu.

“Fazlası bende var…” dedi kısık ama sert sesiyle. Parmakları hala elimin üzerindeydi çekmeyeyim diye.

“Bana niye hayır diyorsun?”

İşte o an anladım. Bende de boy var, güç var, görünüş var… o Zeus dediğin adamdan eksik neyim var demek istiyordu.

Ama mesele hiçbir zaman sadece görüntü olmamıştı ki. Boğazım kururken gözlerim istemsizce tekrar vücuduna kaydı. Sonra hızla toparlandım.

“D-doğru ağam…” dedim. Karun’un bakışları dudaklarıma indi. “ama bir şey yok.”

Kaşları hafif çatıldı. “Neymiş o?” der gibi baktığında, kalbim hızlanmasına rağmen gözlerini bırakmadım.

“Merhamet yok.” dedim sonunda. O an odanın içindeki hava değişti sanki.

Karun hafifçe sırttı ama o gülüşte sıcaklık yoktu. Sinirden doğan bir sırıtmaydı.

“Merhamet?” dedi alçak bir sesle.

Başını hafif eğip yüzünü yüzüme daha çok yaklaştırdı. Burnunun ucu yanağıma değecek kadar yaklaşmıştı artık.

“Ben sana merhamet gösterirsem…” dedi yavaşça. “…sen benim başıma bela olursun kadın.”

Şu lafa bak…

Ona bela olacakmışım da bilmem ne. Sanki şu an hayatımı altüst eden benmişim gibi konuşuyordu.

Kaşlarımı çatıp yüzüne baktım.

“Madem öyle…” dedim inatla. “Madem başına bela olmamdan korkuyorsun… o zaman bırak beni de gideyim bu konaktan.”

Cümlem biter bitmez elimi tutan eli bir anda sıkıldı. Nefesim hafif sendeledi.

Karun’un bakışları anında değişmişti. Az önceki sinirli halin altında başka bir şey vardı şimdi. Daha sert. Daha gerçek.

“Senden gelecek beladan değil…” dedi gözlerini gözlerimden ayırmadan. “…sana gelecek beladan korkuyorum.”

O an… İçimde bir yere dokundu o cümle.

Kalbim anlamsız şekilde yavaşladı sanki. Çünkü ilk kez beni sadece sahiplenmek için değil de… gerçekten korumak ister gibi konuşmuştu.

Bu kalpsiz adam… beni mi düşünüyordu?

Gözlerim birkaç saniye yüzünde oyalandı. Sert çizgilerinde bile yorgun bir şey vardı sanki.

Kuruyan dudaklarımı istemsizce dilimle ıslattım. Tam nedenini soracaktım ki Karun’un bakışları anında ağzıma indi.

Ve konu yine değişti.

“Cezan yarıda kalmıştı.” dediğinde, içimdeki bütün yumuşama dağıldı.

Tedirginlik tekrar omuzlarıma çöktü.

“Yo hayır.” dedim hemen. “Yarıda bırakan sendin ağam.”

Karun’un gözleri hafif kısıldı.

“Kızlar geldi diye bırakmak zorunda değildin.” dedim lafı özellikle uzatarak. “Bana karımsın deyip duruyorsun, onlara deseydin ya ağam?”

Son cümleyi söyler söylemez yüzündeki ifadeyi gördüm.

Dilimi yine tutamamıştım. Karun başını hafif yana eğdi. O bakışını artık tanıyordum. Sinirlendiğinde sessizleşiyordu.

“Dilinde ne var?” diye sordu bir anda. Korkuyla kaşlarım çatıldı.

“Ne var ağam?” dedim hemen korkuyla. Refleksle dilimi çıkarıp saf gibi ona gösterdiğimde, Karun birden eğildi.

Dilimi dişlerinin arasına alıp kısa ama sert şekilde ısırdığında boğazımdan ince bir ses çıktı.

“Aa!” Canım gerçekten acımıştı.

Hemen geri çekilmeye çalıştım ama Karun hala çok yakındı. Gözlerinin içindeki karanlık bakış üzerime çökmüştü resmen.

O yaptığı şey ne tam bir öpücük gibiydi… ne de tamamen şaka. Daha çok uyarıydı.

Kısa, net ve Karun’a yakışacak kadar sert bir uyarı.

Fazla konuştuğum için yapmıştı. Ben şaşkınlıkla dudaklarıma dokunurken, Karun burnunu hafifçe yanağıma sürttü.

“Akıllanmazsın sen.” dedi boğuk bir sesle.

Elimden elini çektiğinde hemen çektim çünkü tenine dokunmak beni kötü etkiliyordu.

Üzerimden kalkıp yanıma yatığında, sırtımı göğsüne yasladı. Ardından arkadan kolunu uzatıp belime sarıldı.

Boynuma başını gömüp, “Uyu” dedi sadece. Oysa ben ceza verecek sanmıştım.

Ama o bana böyle sarılmışken, ben nasıl uyuyabilirim? Hayatımda hiç bir erkekle yatmadım. Tuhaf bir duyguydu.

***

Karun’dan devam…

Bu küçük kadın kollarımın arasında usulca uyurken, söyledikleri hala zihnimin içinde yankılanıyordu.

Bende merhametin olmadığını söylemişti. Haklıydı da.

Ben o duyguyu daha çocukken… avuçlarıma bir silah sıkıştırıldığında kaybetmiştim.

O günden sonra korkmayı bıraktım.
Acımayı bıraktım.
Güvenmeyi bıraktım.
Ve ihanetin olduğu yerde merhamet eden değil… acıyan ölürdü.
Çünkü babam bana böyle öğretmişti.

25 yıl önce… Yazar’dan

Arabanın arka koltuğunda sessizce oturan küçük erkek çocuğu, avuçlarının arasındaki kırmızı oyuncak arabayla oynuyormuş gibi yaparken gözlerini direksiyondaki babasına dikmişti.

Fırat Ağa’nın yüzü karanlıktı. Çenesindeki damar belirginleşmiş, elleri direksiyonu öyle sert kavramıştı ki parmak kemikleri beyazlıyordu.

Araba virajları sert dönüyor, taşlı yolda savruldukça küçük çocuğun bedeni kapıya çarpıyordu. Korkusu küçük bedenine sığmıyordu.

Ama tek kelime etmiyordu. Çünkü babası sinirlendiğinde konuşulmazdı.

Motorun uğultusundan başka ses olmayan uzun yolculuğun ardından araba, ağaçlarla çevrili dar bir yola saptı. Dallar arabanın camlarına sürtüyor, dışarısı gittikçe kararıyordu.

Küçük çocuk camdan dışarı baktı. Burası normal bir yer değildi. Issızdı. Sessizdi.

Ve nedense içini kötü bir his kaplıyordu.

Araba aniden sert frenle durduğunda, elindeki oyuncak araba ayaklarının dibine düştü. Babası arabadan inse de, o inmedi. Küçük elleriyle arabasını almak için eğildiği sırada kapısı sertçe açıldı.

Fırat Ağa tek kelime etmeden oğlunun kolundan tuttu.

Küçük bedeni babasının sert çekiştirmesiyle yalpalayarak arabadan indi. Ayakkabılarının altındaki kuru dallar çıtırdıyordu.

Bir kulübenin önüne kadar yürüdüler ama içeri girmediler.

Çocuk başını kaldırıp babasına baktı. Yüzündeki öfke hala geçmemişti.

Yedi yaşındaydı.

Ama yaşıtları gibi ağlayan, huysuzlanan bir çocuk değildi. Konağın içinde sessiz yürümeyi öğrenmişti. Büyükler konuşurken susmayı, hata yapınca düzeltmeyi, korksa bile belli etmemeyi biliyordu.

Özellikle annesini üzmemeye çalışırdı.

Bazen geceleri annesini ağlarken görürdü. Sessiz sessiz… kimse duymasın diye yastığa kapanarak ağlardı kadın.

Küçük Karun ne olduğunu anlamazdı ama yine de minicik elleriyle annesinin gözyaşlarını silerdi.

“Ben buradayım.” derdi çocuk aklıyla. Sonra annesi ona sıkıca sarılırdı.

Ama şimdi… İki gündür annesini görmemişti.

Ve babası onu dağın başındaki bu ıssız yere getirmişti.

İçinde küçücük bir umut vardı. Belki annesi de buradaydı. Belki birazdan çıkacaktı karşısına.

Fırat Ağa bir anda önünde eğildi. Büyük elleri küçük yüzünü kavradı. Parmakları sertti.

“Sen bu toprakların ağası olacaksın.” dediğinde, küçük çocuk gözlerini korkuyla babasına kaldırdı.

Babası ne diyorsa dikkatle dinlemek zorundaydı.

“Unutma…” dedi Fırat Ağa. “Sana ihanet edenin nefesi bile haramdır oğlum…” Sesi gün ışığın içinde taş gibi sert yankılandı.

Küçük Karun’un kirpikleri hafif titredi.

“Acırsan… sıra sana gelir.”

Bunu söylerken Fırat Ağa’nın gözleri karardı. Sonra belindeki silahı çıkardı.

Metal sesi küçük çocuğun içini ürpertti.

Emniyetini açıp silahı oğlunun minicik avucuna bıraktığında, Karun’un elleri ağırlık yüzünden hafif aşağı düştü. O yaşta ilk kez silah tutuyordu.

“Şuradaki iki valizi görüyor musun?” dedi Fırat Ağa. Karun başını yavaşça çevirdi.

Bir ağacın dibinde yan yana duran iki eski valiz vardı.

Gün ışığı valizlerin üstüne vuruyor, rüzgar kuru otları hafifçe sallıyordu.

Çocuk anlam veremedi.

“Soldakini vurursan senin acın…” dedi adam oğlunun kulağına doğru eğilerek. “…sağdakini vurursan, senin gücün olacak.”

Küçük Karun’un aklı karışmıştı. Ama babası… gün gelince o cümlenin anlamını çok iyi anlayacağını biliyordu.

“Vur şimdi birini.” dedi Fırat Ağa.

Küçük çocuk babasının sesiyle irkilip tekrar valizlere baktı.

Sağ taraftaki valiz hafifçe hareket ediyordu. Çok belli belirsiz… sanki içinde biri kıpırdamış gibiydi.

Ama soldaki tamamen hareketsizdi.

Küçük Karun’un kaşları hafif çatıldı. İçinde canlı bir şey olduğunu düşündü. Belki bir hayvan… belki yaralı biri… çocuk aklı anlam veremiyordu.

“İçinde ne var baba?” diye sordu korkuyla karışık merakla.

Fırat Ağa birkaç saniye valizlere baktı. Gözlerinde öyle ağır bir karanlık vardı ki siyah bile yanında hafif kalırdı.

“Sen bunu değil…” dedi sertçe. “Hangisini vuracağını düşün.”

Küçük Karun yavaşça yutkundu. Silah ağırdı. Minicik elleri zor taşıyordu ama yine de babasına güçsüz görünmek istemedi.

Namluyu hareket eden valize çevirdi. Tam o sırada durdu.

İçinde gerçekten canlı bir şey varsa… sırf babasına güçlü görünmek için ona ateş edemezdi.

Annesi ona hiçbir canlıya zarar vermemesi gerektiğini öğretmişti. Yaralı kuşları birlikte iyileştirirlerdi bazen. Hatta bir keresinde ayağı kırılan köpeği konağın ahırında gizlice beslemişlerdi.

Annesi hep, “Can taşıyan her şey Allah’ın emanetidir.” derdi.

Küçük Karun’un parmakları titredi. Sonra namluyu yavaşça hareket etmeyen sol valize çevirdi. Babası memnun olmayacaktı belki ama en azından içi rahat edecekti.

“Hadi oğlum.” dedi Fırat Ağa.

Kalın parmakları oğlunun ensesini kavradı. Güç verir gibi… ama o dokunuşta sevgi yoktu. Baskı vardı.

Küçük Karun derin bir nefes aldı. Daha önce oyuncak silahlarla yaptığı gibi tek gözünü kapattı. Küçük yüzü korkudan gerilmişti.

Sonra düşünmeden tetiğe bastı. Silahın sesi dağın içinde yankılanırken, geri tepme yüzünden küçük bedeni savrulup babasının bacaklarına çarptı.

Çıkan tiz kurşun sesinden, kulakları uğulduyordu. Başını kaldırıp babasına bakmak istediğinde, Fırat Ağa’nın gözlerinin valize kilitlendiğini gördü.

O da yavaşça dönüp baktı.

Ve o an… boş sandığı valizin altından kırmızı bir sıvının ağır ağır kuru otlara yayıldığını gördü.

Küçük Karun’un nefesi kesildi. Kalbi birden hızlandı.

Titreyen küçük ayaklarıyla valize doğru yürüdü. Her adımında otların arasındaki kırmızı biraz daha büyüyordu.

Ellerinin titremesi artık kontrol edilemeyecek hale gelmişti.

Fermuara uzandı. Parmakları güçlükle tutuyordu metali.

Zorlanarak açtı. Sonra valizin kapağını geriye attı.

Ve dünyası o an parçalandı.

İçeride cenin pozisyonunda yatan baygın annesini gördü.

Kadının açık mavi elbisesi kana bulanmıştı. Oğlunun ona aldığı küpeler ışıkta parladı. Saçları yüzüne yapışmıştı. Dudakları soluktu.

Küçük Karun bir an nefes bile alamadı.

Çünkü… O kurşunu kendisinin sıktığını anladı.

Elleri bir anda kulaklarına gitti. “Hayır…” dedi titreyen sesiyle. “Hayır…”

Geri geri kaçmaya çalışırken, düştü. Bu sefer ayaklarıyla kendini kuru otların üstünde itti. Ama her hareketinde yayılan kan ayakkabılarına bulaşıyordu.

Ağlamaya başladığında sesi çocuk gibiydi artık. Kırılmış, korkmuş bir çocuk.

“Anne…”

Ama kadın kıpırdamıyordu.

Fırat Ağa birkaç adım arkada dimdik duruyordu.

Küçük çocuğun o halini izlerken yumruğu yavaşça sıkıldı. Çenesindeki damar belirginleşti.

Ama içindeki ihanet öyle büyüktü ki… merhametin önüne geçmişti artık.

“Sen bunu hak ettin kadın.” diye fısıldadı dişlerinin arasından.

Severek evlenmişti kadınla. Bir oğlu olduğunda kendini dünyanın sahibi sanmıştı.

Ama bir hafta önce… yine karısını ağlarken görmüştü. Bu sefer susmamıştı.

Kadını köşeye sıkıştırmış, yıllardır neden sessizce ağladığını öğrenmek istemişti.

Ve öğrendiği gerçek… Dünyasını tek gecede başına yıkmıştı.

Çünkü Karun… onun öz oğlu değildi.

***

Bu bölüm üzücü oldu. Karun’un o öfkeli gözlerinde gizlediği nice kara gün var kim bilir… Yorumlarınızı merakla bekliyorum hatunlar🩷🌸

Bölüm hakkında ne düşünüyorsun?

““Acırsan… sıra sana gelir.”” öğesine 32 yanıt

  1.  Avatar
    Anonim

    devamını merakla bekliyorum

    diğer tarafta devam etmeyecek isin yazarım

    Beğen

  2. strangersteady605d14121a Avatar
    strangersteady605d14121a

    o güzelim bölümden sonra çok ağır geldi bu bölüm be yazarım 😔

    Beğen

  3.  Avatar
    Anonim

    of çok kötü küçücük bir çocuğa bunu nasıl yaşattın

    Beğen

  4.  Avatar
    Anonim

    olaylar çözülecek derken yine karıştı sanki şaşırtıcı bir bölüm oldu yazarım emeğine sağlık

    Beğen

  5. Brnbrn Avatar
    Brnbrn

    kaleminize sağlık. Yine okuyucularinizi şaşırtan bir bölüm olmuş. Kitaplarınız her zaman beklenmedik oluyor 😊

    Beğen

  6.  Avatar
    Anonim

    Eee fırat ağa o zaman neden ağalığı karuna verdi diğer oğullarına vermedi. Diğer oğulları ağalığı beceremez diye mi ki acaba sonuçta karıdan durmadan dayak yiyorlar en basitinden örnekle. Bunu karun bilmiyor bence ve zerdanın abisini de fırat ağa öldürttü bence ama karunun basit tehdidi okları ona çevirdi.

    Beğen

  7. tremendousscrumptiously98cd769f7f Avatar
    tremendousscrumptiously98cd769f7f

    karun’un bu kadar kalpsiz olmasında vardı zaten bir şeyler çünkü kendi iç dünyasında yaşayan bir varlık gibi davranıyor kimi zaman o pisikoloji ve çocuk hali epey normal ve babasının kim olduğunu bilmiyor kesin çünkü bilse bence şuanki adamı keserdi kesin zerdanın abisini de ölümünde öbür kardeşlerin yada babasının parmağı var kesin o ne zaman çıkacak bakalım🙄 ay artık cihaz koysun Zerda şu odalara yeter yani 😅

    Beğen

  8.  Avatar
    Anonim

    kaeun bilmiyor galiba Fırat’ın çocuğu olmadığını bilse neden diye hesap sorar babam kim diye düşünüyorum ama kimin çocuğu acaba zerdanın abisinin olayını çözemeden birde bu olay çıktı başımıza🤔🤔

    Beğen

  9.  Avatar
    Anonim

    karuna çok üzüldüm gerçeği biliyo mu acaba merakla bekliyorum

    Beğen

  10. Kudret selçuk Avatar
    Kudret selçuk

    karun bbu gercegi biliyor mu acaba biliyorsa da bildigini kimse bilmiyor ve oda mi firat agadan intikm almanin pesinde yine olaylar olaylar

    Beğen

  11.  Avatar
    Anonim

    yetmez mı artık bence Karun her şeyi öğrensin zerdaya yardım etsi

    Beğen

  12.  Avatar
    Anonim

    cok şaşırdım ama ağa yapmış babası onu ay şok oldum

    Beğen

    1.  Avatar
      Anonim

      kesin itibarı içindir bide diğer çocukları beceriksiz uçkur düşkünleri😡😡

      Beğen

  13.  Avatar
    Anonim

    Bir insan bir çocuğa bunu neden yaşatır her ne kadar oğlu olmasada gerçekten çok üzücü bir bölüm olmuş😔

    Beğen

  14. Seval Ekici Avatar
    Seval Ekici

    vay anasını be ne olcak şimdi 😳

    Beğen

  15. Esmanur Güngördü Avatar

    ohaaa beklemiyordum ya dehşet güzel olmuş

    Beğen

  16.  Avatar
    Anonim

    yaaa hiç beklemiyordum Karun öz değilmi

    Beğen

  17.  Avatar
    Anonim

    Çok üzücü bişey ya bir insanın annesinin katili yapmak ne kötü iğrenç bir insansın sen ya

    Beğen

  18.  Avatar
    Anonim

    ya ama neden yaptın bunu madem senin değil gönderseydin ölüm hak mı annesini oğluna öldürttü hak mı bu

    Beğen

  19.  Avatar
    Anonim

    Karun Zerda’cımı babasından mı korumak istiyor ona zarar vermesin diyeyoksa başka birinden mi koruyor yada kendinden korumak istiyor Zerda’cıma zarar verir diye🤔

    Beğen

  20.  Avatar
    Anonim

    karun öz oğlu değilse nasıl ağa oldu ki nasıl hala ona o konakta yer var 🥺🥺

    Beğen

  21.  Avatar
    Anonim

    😢😢 kendi annesini vurdurttu cani adam 🥺

    Beğen

  22.  Avatar
    Anonim

    Babası tam şerefsiz allah belanı versinnn

    Beğen

  23.  Avatar
    Anonim

    Pis herif çocuğun ne suçu var annesini öldürtüyorsun😡😤

    Beğen

  24. almost8c0218d3a2 Avatar
    almost8c0218d3a2

    karunun babası kim çıkacak acaba

    zerdayla birbirlerine ilaç olacaklar bence

    Beğen

    1.  Avatar
      Anonim

      hiii küçücük çocuğa bide annesini mi vurdurdun😱😱😱 Allah belanı versin Fırat ağa😡😡😡

      Beğen

    2.  Avatar
      Anonim

      diğer valizde de gerçek babası mıvardı Karun’un

      Beğen

  25.  Avatar
    Anonim

    Elinize sağlık 🤍

    Beğen

  26. tidalwavesweetly304d9e7ff4 Avatar
    tidalwavesweetly304d9e7ff4

    Aman neler neler olmuş geçmişte karında zor seyler yaşamış insan en sevdiğini kendi eliyle öldürme düşüncesi korkunç bişey

    Beğen

  27. magnificentprofoundly67b4ab523b Avatar
    magnificentprofoundly67b4ab523b

    Zerdaya kuma fılan gelmez inş karunla birlikte olayları çözsünler onun cinayetle alakası yok bence

    Beğen

  28. magnificentprofoundly67b4ab523b Avatar
    magnificentprofoundly67b4ab523b

    Karuna üzüldüm resmen annesini öldürtmüş babası 🥲karunda bilmiyo o zaman fıratın babası olmadığını zerda yaralarına merhem olsa karunun

    Beğen

    1.  Avatar
      Anonim

      elinize emeğinize sağlık çok güzel bölümdü 🤍🩷

      Beğen