“Cennetinde… kıyametimin kopmasına izin verme.”
***
Bu takıntılı ruh hastası, nuh diyor peygamber demiyordu. Gözlerindeki o kararlılık, söylediği şeyleri gerçekten yapacak bir adam olduğunu kanıtlıyordu.
Hadi diyelim beni istemeye gelmediler, normal olarak bu adamdan nasıl kurtulacaktım? İçimdeki o sıkışmışlık hissi göğsüme otururken, nefes almak bile zorlaşmıştı.
“Sokmayacağım kafama!” dedim ben de. Sesim sert çıkmıştı ama içimdeki tedirginliği bastırmaya yetmiyordu.
Tuttuğu saçımdan parmaklarını çekmesiyle, başım hafifçe geriye savruldu ve koltuğa geri oturdum. Saç diplerim hala sızlıyordu.
“Konağa varalım, sokmasını bilirim.” dedi tehditkar ses tonuyla.
Doğru ya, bunun bir de konaktaki cefasını çekecektim. İçimden geçen küfürleri bastırarak yerime sindim, yüzümü cama çevirip hızla akıp giden yola baktım. Far ışıkları gecenin karanlığını yararken, içimdeki karanlık daha da büyüyordu.
Konağa vardığımızda, diğer araçlar da hemen ardımızdan yola girdi. Motor sesleri, kapı çarpışları, insanların ayak sesleri birbirine karıştı.
Birlikte konağa girdiğimizde, “Herkese hayırlı geceler.” deyip hemen tüydüm oradan… daha doğrusu Karun’dan kaçtım. Adımlarımı hızlandırarak odama sığındım.
Üzerimi aceleyle değiştirdim. Yorgunluk üzerime çökmüştü ama içimdeki gerginlik dinmemişti. Tam o sırada telefonum çaldı.
Ekrana baktım.
Karun.
Kalbim bir an duraksadı.
Açmayacaktım… Ama tekrar çaldı. Yine çaldı. Israrla, durmadan.
Telefonu elimde sıkarak baktım sadece. Yine açmadım. Ardından mesaj bildirimi düştü ekrana.
“Odama gel. Hemen!”
O iki kelime… sanki emir değil de hüküm gibiydi.
Gitmesem öfkesi sabaha üç katına çıkacaktı. Hatta buraya gelme ihtimali bile vardı. Şimdi gitsem de… canıma okuyacaktı.
İki ucu boklu değnek. O yüzden gitmemeliyim.
“Gelemem ağam.” diye yazıp gönderdim ona. Parmaklarım mesajı yollar yollamaz içimde küçücük, şeytani bir tatmin oluştu.
Biraz daha kudur hödük seni.
Telefonumu komodinin üzerine bırakıp örtüyü kaldırarak yatağa girdim. Yastığa başımı koyduğum an bütün yorgunluk çöktü üzerime. Göz kapaklarım ağırlaşıyordu.
Belki sabah olunca… bir şeyler değişirdi.
Belki bu adam sabaha kadar beni öldürme planları kurmaktan vazgeçerdi.
Belki ben de biraz huzur bulurdum.
Tam uyku beni içine çekecekken… Kapı bir anda sertçe açıldı. İrkilmemek için kendimi zor tuttum.
Geldi işte Azrailim. Ama gözlerimi açmadım. Uyuyor numarası yapacaktım. Belki uğraşmaz giderdi.
Kapıyı arkasından kilitlediğinde çıkan ses bile sinirini anlatıyordu.
“Kalk!” dedi tok sesiyle. Kalkmadım. Aksine ona sırtımı dönüp battaniyeye biraz daha sokuldum.
“Uykum var ağam…” diye mırıldandım gözlerimi açmadan.
Bir anda örtü üzerimden çekildi. Soğuk hava tenime vururken daha ne olduğunu anlayamadan kalçama sert bir şaplak indi.
“Ay!” diye bağırıp refleksle elim kalçama gitti. Canım acıyla zonklamıştı.
“Kalk dedim sana!” dedi sabırsız, sert sesiyle. Vicdansız adam!
Dün geceden zaten kalçalarım hassastı. O vurunca sanki aynı yere ateş basmış gibi oldu.
Homurdanarak yatağın ortasına oturdum. Saçlarım dağılmıştı, gözlerim yarı uykuluydu ama sinirim daha baskındı.
“Ya niye ağam niye?” dedim bıkmış bir sesle. “Arabada tartıştık zaten. Yetmedi mi?”
Yatağın kenarında dikiliyordu. Siyah gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı. Çenesi kilitliydi. Gözleri ise hala o aynı yere takılmış gibiydi.
“Bana hesap vereceksin. ‘Münasip görürseniz’ ne demek?”
Bir an yüzüne baktım. Oho… Bu hala orada mı takılı kaldı?
Başımı hafif yana eğdim. Sonra inadına, gözlerinin içine baka baka konuştum.
“Onunla evlenmek istiyorum ama utandığım için sizlerin kararına bırakıyorum büyüklerim… demek ağam” dedim sakince.
Sessizlik oldu. Ama o sessizlik var ya… İnsanın boynuna ip gibi dolanan cinstendi.
Karun’un bakışları bir anda karardı. Çenesi öyle bir sıkıldı ki yanağındaki kas seğirdi.
Damarına bastığımı çok iyi biliyordum. Hem de sonuna kadar.
“Evlenmek istiyorsun?” dediğim cümleyi tekrar ettiğinde, sesi eskisinden daha alçaktı. Ama o alçaklık… sakinlikten değil, bastırdığı öfkedendi.
Başımı kaldırıp gözlerinin içine baktım.
“Evet.” dedim hiç geri çekilmeden. “Evlenmek istiyorum.” Bir an durdum. Sonra bilerek devam ettim.
“Normal biriyle… beni köle gibi görmeyen bir adamla.”
Sözlerim havada asılı kalırken, Karun’un yüzündeki kaslar gerildi.
Öyle sert bakıyordu ki, insan o bakışın altında konuşmayı unutabilirdi. Ama ben susarsam kaybedeceğimi biliyordum.
“Senin sevdiğin bir adam yok muydu?” dedi bir süre sonra. Sesi bu sefer daha keskindi.
“Hani şu sana dokunduğumda bile onu düşündüğün adam.”
İçimden “doğru ya” diye geçirdim. Ona böyle bir yalan söylediğimi unutuğunu sanıyordum ama unutmamıştı.
Karun bazı şeyleri takıntı haline getiriyordu. Ve belli ki bu da onlardan biriydi.
“Evet.” dedim hemen. Sesim o kadar net çıktı ki ben bile şaşırdım.
“Ama evlendi o ya.” dedim omuz silkerek. “İmkansız yani.”
Tek kaşı yavaşça havaya kalktı. Gözleri yüzümde dolaştı. Sanki yalanımı tartmaya çalışıyordu.
O an içimdeki şeytan yine dürttü beni. Hem de fena dürttü.
“Ağam…” dedim hafifçe başımı omzuma eğerek. “Yoksa sen beni kıskanıyon mu?”
Sözümle birlikte yüzündeki ifade bir anlığına değişti. Çok kısa sürdü ama gördüm.
Gözleri karardı. Sonra yine o taş suratını takındı. Sanki biraz önce yakalanan o değilmiş gibi.
Bir dizini yatağa yaslayıp bana doğru eğildi. Yatağın yayları hafifçe çökerken, istemsizce geriye doğru kaydım.
Ama gözlerimi kaçırmadım.
“Belki.” dedi. O tek kelimeyle afalladım.
Şaşkınlık yüzüme vurmuş olacak ki dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
O ve kıskanmak? İmkansız gibi geliyordu. Çünkü Karun sevmezdi. Sahiplenirdi.
Elini kaldırıp yanağıma koydu. Avucu sıcaktı. Başparmağı tenimde yavaşça hareket ederken, içime garip bir huzursuzluk yayıldı.
Bu adamın sakin halleri, öfkesinden daha korkutucuydu bazen.
“Ama bu seni sevindirmesin.” dedi alçak sesiyle. İçime bir kurt düştü anında.
Gözleri gözlerime kilitlendi.
“Ben kıskanınca…” dedi biraz daha yaklaşarak. “Can yakarım küçük yanaşma.”
Nefesi yüzüme değiyordu artık.
Sesinde öyle karanlık bir ciddiyet vardı ki, şaka olmadığını iliklerime kadar hissettim.
Ona ne şüphe… Kıskanırken can yakmasa zaten Karun olmazdı.
“Vallahi bıktım.” dedim nefesimi sertçe dışarı vererek. Göğsüm inip kalkıyordu. Gün boyu içime attığım ne varsa artık taşmıştı.
“Bence Allah seni hayatıma sokarak belamı verdi ağam.” deyip başımı battaniyeye gömüp bağırdım. Sesim kumaşa boğulsa da öfkem boğulmuyordu.
İçimde biriken her şey… korku, sinir, kırgınlık… birbirine girip ağzımdan böyle çıkıyordu artık.
“Sen benim hayatıma girdin.” dediğinde, sesi sakin ama düzeltir gibiydi.
Başımı aniden kaldırıp ona baktım. Sinirle gözlerimi kıstım.
“Sonuç olarak Allah belamı vermiş mi?” dedim sertçe. “Vermiş!”
Karun bu çıkışıma cevap vermedi. Sanki benim bağırmalarım, söylenmelerim onun için odadaki bir uğultudan ibaretti.
Yavaşça doğruldu. Gömleğinin kumaşı hareket ederken gözlerim istemsizce ona kaydı. Sonra ağır adımlarla odanın içinde yürümeye başladı.
Bakışları kısa bir süre etrafta dolaştı. Ve komodinin üzerindeki parfüm şişesinde durdu.
Hazal’ın parfümü…
O şişeyi eline alışındaki dikkat bile farklıydı. Sert parmakları, sanki kırılacak bir şeye dokunuyormuş gibi yavaşladı.
Kapağını açıp havaya sıktığında, odaya hafif kadınsı bir koku yayıldı.
Karun gözlerini bir anlığına kapatıp kokuyu içine çektiğinde, yüzündeki sertlik değişti.
Çenesi hala gergindi ama bakışları… uzaklaştı.
Sanki o oda gitmişti. Ben gitmiştim. Konağın duvarları, bu gece, kavga… hepsi silinmişti.
Bir anlığına sadece o ve geçmişi kalmış gibiydi.
Elindeki şişeye öyle dalmıştı ki, sanki yıllar öncesinden bir hayal görüyordu.
İlk kez… yüzündeki öfkenin altında başka bir şey gördüm.
Özlem.
Hem de insanın içini çürüten türden bir özlem.
***
Karun’dan devam…
Zerda’nın bana karşı çıkışını izlerken, gözlerim fark etmeden yüzünde dolaşıyordu. Her sinirlendiğinde kaşlarının çatılışı, konuşurken gözlerinin büyümesi, korksa bile geri adım atmaması…
İnsan bir süre sonra istemeden bakıyordu ona.
O peçenin altında güzel bir kadın olduğunu en başından beri biliyordum. Ama… Bu kadarını beklemiyordum. Yanılmıştım.
Çünkü Zerda’nın güzelliği yüzünden gelmiyordu sadece.
O gözlerinden geliyordu. O yeşil gözler…
Her an yeniden başlamaya hazır gibiydi. İnatçı, canlı, taşkın…
Benim içimde yıllardır büyüyen o karanlığın tam tersiydi sanki.
Ve garip olan şuydu ki… O gözler bana tanıdık geliyordu.
Ne zaman uzun uzun baksam, zihnimin bir köşesi huzursuzlanıyordu. Sanki daha önce gördüğüm birini hatırlatıyordu bana.
Ama kim? Çözemedikçe daha çok sinir oluyordum. Yataktan kalktım.
Odanın içinde ağır adımlarla dolaşırken gözlerim etrafı süzdü. Duvarlar eskiydi. Tavanın köşelerinde çatlaklar vardı. Oda, yıllardır aynı yorgunluğu taşıyordu.
Ama… bu kadının eli değmişti. Her şey daha düzenliydi. Daha yaşanır görünüyordu.
Yastıkların dizilişi, masanın üzerindeki örtü, perdelerin düzgün toplanışı…
Sanki bu oda ilk kez birine aitmiş gibi duruyordu. Bakışlarım komodinin üzerindeki parfüm şişesinde durdu.
Tanıdık şişe. Tanıdık koku. Elimi uzatıp aldım. Camın serinliği avucuma yayıldı.
Bir an durdum. Sonra havaya bir kez sıktım. Koku ağır ağır odaya yayıldı.
Ve bir anda…
İki yıl öncesine döndüm sanki.
***
— 2 Yıl Önce —
“Hazal, üzerindeki o elbiseyi çıkar dedim sana!” diye bağırdığımda, sesim odanın duvarlarında yankılandı.
Hazal’ın gözleri dolmuştu ama geri adım atmıyordu. Tam tersine, her ağladığında daha da hırslanıyordu sanki.
“Çıkarmayacağım!” diye bağırdı. Sesi titriyordu ama korkudan değil, birikmiş öfkeden.
“Bıktım senin kurallarından!” Göğsü hızla inip kalkıyordu. Gözyaşları yanaklarından süzülürken bile bakışlarını kaçırmadı.
“Senin yüzünden istediğim hiçbir şeyi yapamıyorum. Ben… ben olmaktan çıktım artık.” Sesi kırıldı bir an.
“Senin hayalindeki kadını oynuyorum.”
Dişlerimi sıktım. Aynı kavga… Aynı cümleler… Sanki dönüp dolaşıp hep aynı yere geliyorduk.
“Güzelim…” deyip yanağına dokundum. Parmaklarım tenine değer değmez yüzünü çekti ama bırakmadım.
“Ben bunları sana sunduğumda…” dedim sakin kalmaya çalışarak. “Güzellikle kabul ettin.”
“Tehdit ettin çünkü!” diye yüzüme bağırdı bir anda.
Sesi o kadar yükseldi ki, içim parçalanmış gibiydi. Yumruğum istemsizce sıkıldı.
“Sevdiğim adama zarar vereceğini söyleyerek tehdit ettin!” dediğinde bir kez daha, gözlerinden yaşlar daha hızlı akmaya başladı.
“Seninle zoraki evlendiğini unuttun mu? Ailemin ağzına para sokarak beni satın aldığını unuttun mu ağam?!”
“Sevdiğin adam yok.” dedim sertçe. Çünkü o adamın varlığını kabul etmek bile içimde başka bir öfke yaratıyordu.
“O elbiseyi…” dedim dişlerimin arasından. “Bir kez daha çıkarmanı söylemeyeceğim.”
Bu son uyarıydı. Ama Hazal yine geri çekilmedi. Tam tersine gözlerimin içine baka baka konuştu.
“Hayır.” dedi. “Senin aldığın aynı elbiseleri de istemiyorum!” Elini dolabın kapağına vurdu.
“Aynı takıları da…” Sonra parfüm şişesine baktı nefretle. “Aynı kokuları da istemiyorum!”
Kaşlarım çatıldı. Öfkem yavaş yavaş kontrolümü zorluyordu.
“Ne istiyorsun benden?!” diye bağırdım bu sefer. “Neyin var bugün?!”
Hazal bir an sustu. Gözlerimin içine baktı.
Öyle bir baktı ki… içinde sevgi kalmamıştı artık belki de hiç bir zaman olmamıştı. Sadece yorgunluk ve öfke vardı.
Sonra dişlerinin arasından tısladı.
“Sen varsın!”
Ve hışımla dönüp odadan çıktı. Kapıyı öyle sert çarptı ki, yüzüme tokat yemiş gibi oldum.
Odanın içinde bir anda ağır bir sessizlik kaldı geriye. Elimi enseme atıp derin bir nefes aldım.
Sinirden çenem kilitlenmişti. Bakışlarım kapıya takılı kaldı… geri dönecekti.
***
-Şimdiki Zaman-
Ama geri dönmemişti… İlk defa yanılmıştım.
Hazal’ın o kapıyı çarpıp birkaç saat sonra geri geleceğini sanmıştım. Çünkü hep aynı tartışmalar olurdu. Her zamanki gibi öfkesi diner, yine yatağımıza girip bana sarılır sanmıştım.
Olmamıştı. Bu sefer gerçekten gitmişti.
Beni tamamen bıraktığını idrak ettiğimde ise artık çok geçti. Çoktan kaybolmuştu.
Sanki ardında sadece kokusunu bırakıp, hayatımdan sıra kadem basmıştı.
Ve şimdi… Şimdi Zerda’yı onun yerine koymaya çalışıyordum. Ama olmuyordu.
Ne aynı bakıyordu…
Ne aynı susuyordu…
Ne de Hazal gibi korkuyordu benden.
Yerini doldurmuyordu. Ama garip olan şuydu ki… yokluğunu unutturuyordu.
Fark etmeden hayatımın tam ortasına oturmuştu. Gürültüsüyle, inadıyla, öfkesiyle… sürekli karşı çıkışıyla.
Bir anlığına bile rahat vermiyordu bana. Ama yine de… gecenin sonunda gözüm onu arıyordu.
Başımı çevirip ona baktım. Çatılmış kaşlarıyla beni izliyordu. Yüzünde hala biraz önceki tartışmanın izi vardı. Sinirliydi.
Ama gözleri…
O yeşil gözler, başka bir şey saklıyordu.
“Bu parfümü bir daha sıkma.” dediğimde, başı hafifçe geriye gitti. Şaşkınlığı yüzüne açıkça yansımıştı.
Sanki bunu söylememi beklemiyordu. “O elbiseleri de giyme.” dedim ardından.
Sesim daha düşüktü bu sefer. Çünkü artık onu Hazal’a benzetmeye çalışmıyordum.
İstemiyordum da. Hazal’ın yerini doldurmasını değil… Kendisi olmasını istiyordum. Ki o zaten bana rağmen kendisinden asla vazgeçmiyordu.
Parfüm şişesini yavaşça eski yerine bıraktım. Sonra tekrar ona döndüm.
Bakışlarım yüzünde dolaştı. O gözlerin ardında bir şey vardı.
Sakladığı, üstünü örttüğü, kimseye göstermediği bir şey.
Ve ben… O sırrı öğrenmek istiyordum. Yanına doğru yürüdüm.
“Sakladığın ne?” diye sordum. Tek kaşı hafifçe havalandı. Ne demek istediğimi anlamamıştı.
Ama ben ilk defa açık konuşuyordum onunla.
“Benimle evlenmeye kadar seni sürükleyen o sırrın ne?” dedim gözlerini bırakmadan.
“Kimin için bunlara katlanıyorsun?”
Sözlerimle birlikte yüzündeki ifade değişti.
Bir anda. Çok kısa sürdü ama gördüm. Korku… gözlerinin içine doldu.
Ve o an anladım. Doğru yere basmıştım. Çünkü ilk kez… gerçekten paniklemişti.
Dudaklarım yavaşça kıvrıldı ama içimde zerre yumuşaklık yoktu.
“Senin bana gelişin tesadüf değil kadın.” dedim alçak sesle. “Bunu artık ikimiz de biliyoruz.”
Nefesinin hafifçe sıkıştığını gördüm. Güzel. Bir adım daha yaklaşıp gözlerimi gözlerine kilitledim.
“Ama şunu iyi dinle…” dedim. “Hangi cehennemin içinden çıkıp geldiysen gel…”
Çenemi hafifçe sıktım. “O ateş… eninde sonunda gelip benim avucumda can verecek.”
Sözlerimle birlikte yüzündeki o kısa korkuyu gördüm. Nefesi hafifçe sıkıştı. Ama yine de dik durmaya çalışıyordu.
İşte beni delirten de, bağlayan da buydu. Korkuyordu… Ama boyun eğmiyordu.
Yavaşça eğildim. Dudaklarım kulağının hemen yanında durdu. Tenine yayılan sıcak nefesimle ürperdiğini hissettim.
“Cehennemime hoş geldin güzel karım…” diye fısıldadım.
Kelimeler ağzımdan dökülürken dudaklarımı yanağında yavaşça kaydırdım. Teninin gerildiğini hissetmek hoşuma gitmişti.
“Cennetinde… kıyametimin kopmasına izin verme.” dedim gözlerimi kapatarak…
***
Bu bölüm baya şey anlattı bence bize ama daha okumamız gereken çok bölüm var… 🤭 Bölüm hakkındaki düşünceleriniz nelerdir hatunlarım?💕🌸
-
Zerda Karun Hazal ve Zerdanın abisi bence bu dördünü bir bağlantısı var bakalım ne çıkacak… Kitabın ilerleyişi temposu iyi gidiyor ve her bölüm bir sonraki bölümün heyecanıyla son buluyor… Kitabın Aurası muhteşem, ellerine sağlık yazarcım❤️
BeğenBeğen
-
abisinin sevdiği Hazal mıs abisi öldü Hazal nerede acaba
BeğenBeğen
-
-
bence kurunun hazalida benzetmeye çalıştığı sevdiği zerda abisinide karun öldürmedi bence
BeğenBeğen
-
Belkide eskiden görmüştür o gözleri
BeğenBeğen
-
karunun zerdanın gözlerini anımsaması kesin zerdanın abisinin gözleridir ve teori atıyorum hazalın sevdiği adam zerdanın abisidir ve karun bu yüzden öldürmüş olabilirr
BeğenBeğen
-
yeni bölümü heycanla bekliyorum.elinize sağlık.
BeğenBeğen
-
Kalemin sağlık yazarım.bu kitap polis roman gibi oldu katili uşak 🤭ama çok güzel her bölümde hecanlanıyorum.❤️👏👏
BeğenBeğen
-
bence Karun daha öncelerden zerdayı görmüş
BeğenBeğen
-
ayyyy yazarım bölüm çok güzeldiiiii
BeğenBeğen
-
Güzelim eline emeğine sağlık.
Karunda ilerleme var çok güzel artık Zerdanın kendisini görmek istiyor bu güzel bir şey. Bakalım Zerda katil konusunu agzından kaçıracakmı acaba. Bölümler her gün daha da ilginç olmaya başlıyor insanın okudukça okuyası geliyor yavrum. Yeni bölümde görüşmek üzere… 💋
BeğenBeğen
-
karun ağa yine yakıyor ortalığı ☺️
BeğenBeğen
-
hazalın ne yaşadığını merak ediyorum ve zerin kadın dayanışması mı yapacak yoksa karuna aşık olup bırakamayacak mııı
BeğenBeğen
-
zerda olacak yanlış yazdım
BeğenBeğen
-
-
hazalın sevdiği adam zerdanın abisi Hazal geri dönmediğinde ilk zerdanın abisinin yanına gitti öldürdü. Hazal neredee..belkide hiç gitmedi zerdanın abisinin yanına belki de gerçekten karunu bırakıp gitti yazarımmmm bölüm hergğn olsuuuunnnn😔😔😔
BeğenBeğen
-
hikaye ilerlemeye basladi sanki…tamam bölümleri güzeldi ama oldugu ye4de sayıyordu sanki
BeğenBeğen
-
Yazarcım ellerine emeğine yüreğine sağlık güzel bir bölümdü yine👸😘🥰Bence yavaş ilerlemiyor böyle daha heyecanlı hızlı ilerlerse kitabın heyecanı kalmaz Karun manyağını çözmek zaman ister🤭🤣🤣
BeğenBeğen
-
Vallahi salak bu adam hazalı kime benzetiyordu ya
BeğenBeğen
-
Bence Hazal’ın sevdiği adam Zerda’nın abisi ve o yüzden onu öldürdüler…
BeğenBeğen
-
abisiyle ilgili ilerleme kaydetsin artık. Onun dışında ilerleyiş güzel. Tabi ki yavaş olmalı bu süreçte birbirlerine hisleri oluşuyor. Yazar hızlı gitse ne ara hisler başladı diye sorardık
BeğenBeğen
-
tebrik ederim👏ama çoğu bunu anlamıyor maalsef. Oldu bitiye getirmek istiyorlar.
BeğenBeğen
-
-
Hiç ilerlemiyor gibi, kısır bir döngü var. Karun hakkında bişey bilmiyoruz. Akşam sabah başbaşa diyaloglar. Zerda abisinin öldürülmesi hakkında birşeye ulaşamadı. Karun tarafı bir yere çıkacak mı? En küçük Karun Galiba ama ağa olan o. Neden? Bu bölüm anladık Karun piskopat. Önceki evliliği de zorakiymiş. Zerda dan daha uyanık, akıllı girişimler bekliyorum açıkçası. Zemheri kızımıza yol mu gösterse. Yada konağa başka kişiler yada olaylar mı katilsa. Zerda yı konaktan çıkaracak başka olaylar mı olsa.
BeğenBeğen
-
Her kitabıma kısır döngü kısır döngü, cidden sıkıldım. Diğer bölümlerle benzer ne yaşandı acabada kısır döngü oldu? Onu açıklayın lütfen. Ayrıca olayları hemen yazacağım diye ara sahneleri atlayıp, karakterin iç çatışmasını yok sayamam. Kusura bakmayın.
BeğenBeğen
-
-
hazalın sevdiği zerdanın abisi?
BeğenBeğen
-
Ohaa çok mantıklı
BeğenBeğen
-
-
-
ay çok merak ediyorum harun kime bnzetmek istiyordu hazali ve zerdayi zerdanin abisi mi
BeğenBeğen
-
Ay resmen ne yorum yapacağımi şaşırdım ya Karunun etkilenmesi güzel ama Zerda söz katili bulmaya geldi ama Karun yüzünden hiç ilerleyemiyorki bizde anlasak artık kim öldürdü diye
BeğenBeğen
-
git gide ilginç oluyor ellerine sağlık yazarım
BeğenBeğen
-
zerda yenilme şu adama
BeğenBeğen
-
hazalın sevgilisi zerdanın abisiymiş, Hazal yüzünden de Karun intikam amaçlı abisine zarar vermiş ya da Hazal kaçınca zerdanın abisi zarar vermiş …
BeğenBeğen
-
ay yoksa hazal zerdanim abisinin sevgilisimi
BeğenBeğen
-
bölümler hem geç geliyo hemde çok kısa
BeğenBeğen
-
yeni bölümü sabirsizlikla bekliyorum
BeğenBeğen
-
Karun’un geçmişindeki kim acaba?
BeğenBeğen
-
cok güzeldi bölüm sabırsızlıkla yeni bölümü bekliyorum
BeğenBeğen
-
güzel vbir bölüm yine bu ikili yi çok sevdim ama işte şu nişan işi kötü oldu ben bile kıskandım nereye bağlanacak merak 🤔💭 içindeyim YENİ BÖLÜM gelsin 🙏🙏🙏🙏
BeğenBeğen
-
Hazalın sevdiği zerdanın abisiydi bence ama karun öldürmedi bence
BeğenBeğen
-
hazalin ssevdigi zerda nin abisi mi acaba o zamn katil karun olur 🧐 ama baba krdesler ve savci baska seyler sakliyor gibi off valla yazarim dedektif gibi olduk 🤣 katin etkilenmeye basladigina gore zerda onu degistirir gibi geliyor kafamda deli sorular 🤭🤭 emeginize saglik💐
BeğenBeğen
Bölüm hakkında ne düşünüyorsun?