Sabrın Son Demleri
***
-ÇEKDAR’DAN DEVAM-
Gece ilerleyip evin bütün gürültüsü dindiğinde, yavaşça odaya adım attım. Kapıyı arkamdan ayağımla hafifçe iterek kapattım. Zemheri her zamanki gibi loş ışıkta elindeki kitabını okuyordu; kucağımda derin bir uykuya dalmış olan Kumsal, gün boyunca herkesin elinde gezip yorulmaktan minicik bedenini tamamen salıvermişti.
Narin bir hareketle Kumsal’ı beşiğine yatırdım, üzerini dikkatle örttüm.
Derin bir nefes alarak yatağa doğru döndüm. Dün gece yaşanan o fırtına hiç kopmamış gibi davranmalıydım. Psikoloğun o tembih ettiği kuralları, mesafeyi ve sabrı bir an bile aklımdan çıkarmamam gerekiyordu.
“Bir ihtiyacın var mı?” diye sordum, sesimi olabildiğince yumuşak tutarak.
Elindeki kitaptan o güzel yüzünü tam seçemiyordum. Kitabı hafifçe aşağı indirip doğrudan gözlerime baktı, ardından yavaşça başını sağa sola sallayarak “yok” der gibi işaret etti.
İçimdeki o sinsi arzu ağır basarken, bir adım daha attım.
“Yanında uyuyabilir miyim?” diye sordum bu kez. Gözlerim, yatağın ona ait olan tarafının yanındaki koca boşlukta gezindi.
Hadi be kadın… En azından kokunu içime çekerek uyumama izin ver, yoksa kafayı yiyeceğim.
Bana doğru dönüp hafifçe omuz silkti. Bu hareketin ne anlama geldiğini tarttım zihnimde; keyfin bilir mi diyordu yani? Eğer işi tamamen benim keyfime, inisiyatifime bırakıyorsa, ben o koyunda sabaha kadar uyanmaya dünden razıydım.
Üzerimdeki yorgunluğu atmak için dolaba yöneldim. Önce altıma rahat siyah bir eşofman çektim, üzerimdeki ağır gömleği sıyırıp fırlattım ve dolaptan sade, siyah bir tişört aldım. Tam tişörtü başımdan geçirecekken, odanın köşesindeki boy aynasından yansıyan silüetime gözüm takıldı; aniden kaşlarım çatıldı.
Zemheri… Kitabı sanki hiçbir şey olmamış gibi tekrar yüzüne kadar kaldırmıştı ama kitap kapağının hemen üzerinden, o meraklı sincap gözleriyle gizliden gizliye sırtımı incelediğini görmüştüm.
Dudaklarımda sinsi, kendinden emin bir gülümseme yayıldı.
Demek ki ne kadar kaçmaya çalışırsa çalışsın, bu adamın bedenine, bu seksi vücuduna o bile tamamen karşı koyamıyordu.
Kolumu hafifçe kendime çekip biceps kaslarımı gözüne sokarcasına, bilinçli bir hareketle şişirdim.
Taş gibi olsam da ukalalıkla, “Süzülmüş müyüm?” diye kendi kendime mırıldandım. Ardından kollarımı geriye doğru açıp ellerimi arkada bağlayarak sırt kaslarımın en keskin, en belirgin haline gelmesini sağladım.
“Sence, Zemheri?” deyip aniden ona doğru döndüğümde, suçüstü yakalanmış gibi hemen başını kitabın arkasına sakladı. Birkaç saniye geçtikten sonra, sanki az önce hiç bakmamış gibi başını hafifçe kaldırıp omuz silkti; tavrıyla “Ben bilmem” diyordu.
Demek öyle, hatun…
Tişörtü giymekten vazgeçip dolabın içine fırlattım. Karım bu kaslı halimi gizliden gizliye süzmeyi seviyorsa, o manzaradan mahrum bırakmayacaktım.
Yatağın boş kalan yanına geçip sırtüstü uzandım. Başımı çevirip elinde tuttuğu kitaba baktım.
Suç ve Ceza…
Bu kadın neden hep böyle ağır, karanlık kitaplar okuyordu? Zaten hayatı yeterince vahşi bir romandı, daha fazlasına mı karar vermişti?
“Senin ne işin var bununla?” diye sordum, sesimdeki o meraklı tınıyı gizlemeyerek. Cevap vermek yerine hiçe sayıp sayfayı çevirdi.
Beni umursamaması içimdeki o huysuz ateşi körüklerken, uzanıp kitabı parmaklarının arasından hafifçe çektim.
“Bunu okuyacağına git sabıka dosyamı oku. Avukatlık serüveninde karşılaşacağın en çetin dosya benim olur.” dedim yüzüme yerleşen o pişkince sırıtışla.
“İçinde suçun kralı var. Üstelik başrol de bizzat benim.” deyip göz kırptım.
İşte o an… Günlerdir pamuk ipliğine bağlı duran o sert hatları yumuşadı, dudaklarının kenarı istemsizce yukarı doğru kıvrıldı. Günler sonra, ilk defa bana gülümsemişti.
Hemen komodinin üzerindeki not defterini alıp harfleri birbirine katarak aceleyle bir şeyler yazdı ve defteri bana doğru çevirdi.
“Dosyanı okursam seni savunmam, hükmünü veririm ağam.”

Dirseğimin üzerine kalkıp sırtımı yatağa yasladım, bakışlarımı bir an bile üzerinden çekmeden sabaha kadar izleyebileceğim o yüze odaklandım.
“Celladım olmaya talipsen buyur, ipi çek…” dedim, sesimdeki o karanlık ama teslimiyetçi tınıyla. “Hüküm senin divanından çıkıyorsa, zevali de şereftir bana güzelim.”
Utandığını, yanaklarına yayılan o hafif kızıllıktan anladım. Gözlerini kaçırıp hemen tekrar kaleme sarıldı.
Yazıp bana çevirdiğinde, bu kez içindeki o inatçı diklenişi okudum.
“İpi çekmeye niyetim yok ağam. Daha vereceğim çok hüküm var sana.”
Hızla ona doğru biraz daha kaydım.
“Bak sen… Neymiş onlar?” diye sordum.
Omuzlarını usulca silkti. Tavrıyla yine o duvarı ördü.
Üzerine saldırmamak, o dikleşen boynunu, o inatla bana meydan okuyan dudaklarını öpücüklere boğmamak için kendimi öyle bir kasıyordum ki, çene kaslarımın sızladığını hissettim.
Damarlarımda akan kan, zihnimin o mantıklı sesini bastıracak kadar sıcak ve vahşi bir hızla uğulduyordu. Tenine dokunma açlığı, o mis kokusunu ciğerlerime çekme arzusu göğüs kafesimi daraltıyor, bir avcı gibi üzerine atlayıp o mesafeyi sıfırlamak için içimde kopan fırtınayı zapt etmek demir bir irade gerektiriyordu.
Gözleriyle yatağa bıraktığım kitabı işaret ettiğinde, psikoloğun o tembih ettiği kuralları hatırlayıp derin bir soluk aldım. Onu zorlamamak için kitabı uzatıp geri çekildim.
Tamam, belki bugünlük bu kadardı. Ama aradaki o kalın buzlar… yavaş yavaş çatlıyordu.
Sırtüstü uzanıp, bir kolumu başımın altına yerleştirdim ve ağırlaşan göz kapaklarımı sıkıca yumdum. Haftalarca hastane odalarının o ezici kokusu altında, sert sandalyelerde uyumaya çalışmaktan bu geniş yatağa, rahatça uzanmaya hasret kalmıştım.
Hele ki… Bu kadının o yastığa yayılan, zihnimi uyuşturan o güzel kokusunda uyumaya.
Bedenim yorgunluktan ağırlaşırken, içimdeki o huzursuz dev sonunda biraz olsun sakinleşti. Ne kadar direnirse dirensin, aynı çatının altında, aynı yatağın soluk ışığında onunla yan yana olmak bile şimdilik yetiyordu bana.
***
-ZEMHERİ’DEN DEVAM-
Çekdar Ağa yan tarafımda, derin ve yorgun soluklarla uyurken onu uzun uzun süzdüm. Göz önündeki o sert, acımasız ağa maskesi düşmüş, yerine huzursuz ama teslim olmuş bir adam kalmıştı. Geniş göğsünü saran o karın kaslarına, nefes alıp verdikçe inip kalkan sert hatlarına bakmamak neredeyse imkansızdı.
Elimdeki kalın kitabı yavaşça kenara bıraktım; komodinin üzerindeki not defterini ve kalemi alıp onu çizmeye başladım. Kağıda gömüldüğüm, çizgilerle dünyayı dışarıda bıraktığım o eski günleri ne çok özlemiştim. En azından o saatlerde içimdeki yaralar bu kadar sızlamıyordu, zihnim kendi cehenneminden kaçabiliyordu.
Çizimim bittiğinde, çizimi kimse görmesin diye yırtıp dikkatle komodinin çekmecesini açıp içindeki belgelerin arasına sakladım. Çekmeceyi kapatıp defteri de komodinin üzerine bıraktım. Bedenimi yataktan aşağı, onun sıcaklığının azıcık uzağına doğru kaydırıp başımı yastığın üzerine bıraktım.
Ona doğru döndüğümde, düzenli ve derin nefes alış verişlerinden çoktan uykuya teslim olduğunu anladım. Günlerdir uyumadığını, hastane koridorlarında, kapı eşiklerinde perişan olduğunu bilmek zor değildi. Kendi vicdan azabıyla boğuşurken, bir an olsun başımdan ayrılmamış, beni bulmak için dağları tepeleri devirmişti.
Elimi yorganın altından yavaşça çıkarıp uzattım; parmaklarımın ucuyla kirli sakallarını, tüy hafifliğiyle onu uyandırmamaya özen göstererek yavaşça okşadım.
Bazen düşünmeden edemiyordum… O gece hayatıma giren o adam Çekdar değil de, bu coğrafyanın kanunlarıyla yaşayan başka birisi olsaydı ne olurdu halim?
Muhtemelen o adam asla arkama düşmez, beni aramak için bu kadar çabalamaz, hatta ne beni ne de bu gayrimeşru bebeği istemezdi bile.
O adamın Çekdar olması bir lütuf muydu, yoksa başıma gelen en büyük lanet mi? Hala çözebilmiş değilim.
Zihnimi kemiren o ağır düşüncelerle elimi geri çektim, gözlerimi yumup bende karanlığa teslim oldum.

***
Kahvaltı bittikten hemen sonra Kumsal’ı sevip kokladığım esnada, odanın kapısı tıkırdatılarak açıldı ve terapistimiz Kerem Bey içeri girdi.
“Nasılsınız bakalım bugün?” diye sorduğunda, yüzüme yayılan samimi bir tebessümle başımı salladım ‘iyiyim‘ dercesine.
“Bugün yine standart egzersizlerimizi yapacağız. Allah’ın izniyle iki haftaya kadar şu alçıyı tamamen çıkarırız, ondan sonra ayaklarımızın üstünde, yavaş yavaş egzersizlere devam ederiz.” dediğinde, içimde kabaran o umudun ve özgürlük hissinin sıcaklığıyla başımı tekrar salladım.
Kerem Bey yanıma gelip hazırlığa başladığı sırada eline o beyaz, steril eldivenleri geçirdi. Onu o halde görünce tutamayarak sırıttım. Dün Çekdar’ın adama çektiği o örtülü ama ölümcül tehdit gözümün önüne gelmişti.
Nihan… Yani odadaki görünmez bekçimiz de her zamanki gibi kapıdan süzülüp gelmiş, odadaki tekli koltuğa yayılmıştı. O ve Kerem Bey kendi aralarında ufak bir sohbet ederken, ben tamamen bacaklarıma ve yapmam gereken hareketlere odaklanmıştım.
-2 HAFTA SONRA-
Ayağımdaki o ağır alçı nihayet kesilip alındığında, sanki yıllardır sırtımda taşıdığım bir dağdan kurtulmuş gibi derin bir nefes aldım. Kerem Bey koluma girmiş, ilk kez yere basmam için bana destek oluyordu. Çıplak kalan ayağımı yere bastığım o ilk an, heyecandan hoplayıp zıplamamak, içimdeki o çocuksu sevinci belli etmemek için kendimi öyle bir kasıtlı sıktım ki dişlerim ağrıdı.
Haftalardır yatmaktan sırtım yatağa yapışmış, kaslarım erime noktasına gelmişti.
“Gerçekten inanılmaz… Kasların beklediğimden çok daha iyi durumda, yürümeniz artık an meselesi Zemheri Hanım.” diyen Kerem’in yüzündeki gururlu ifadeye gülümseyerek karşılık verdim. Beraber geçirdiğimiz bu iki haftalık süreçte onunla iyi birer arkadaş, dert ortağı olmuştuk adeta.
Biraz dinlenmem için beni yatağın kenarına oturttu ve uzattığı su bardağı elime tutuşturdu.
“Biliyor musunuz, ben ilk gün buraya getirildiğimde… Adamlarınız beni kollarımdan tuttuğu gibi zorla çekiştirerek getirmişti.” deyip kahkahayla karışık başını salladığında kaşlarım şaşkınlıkla havalandı.
“Çekdar Ağa öyle bir emir vermiş ki, yaka paça evden aldılar beni. Ama ne yalan söyleyeyim, sevdim buraları…” deyip başını kaldırarak doğrudan gözlerimin içine baktı.
Cümlesini bitirirken hafifçe duraksadı, yüzündeki o neşeli ifade biraz yumuşadı ve merakla sordu.
“Seni de… Seni de burada zorla mı tutuyorlar?”
Gözlerinin içindeki o samimi, korumacı merak karşısında bir süre sessizce yüzüne baktım. Sonra komodinin üzerindeki not defterini alıp kaleme sarıldım. Satırları hızla kaşla göz arasında dizip ona çevirdim:
“Hayır. Kızım için buradayım.”
Yazdıklarımı okuduğunda yüzünde buruk, biraz da tatmin olmuş bir tebessüm belirdi.
“Yani yine bir mecburiyetle, bir zincirle bağlısın buraya.” dedi mırıldanarak.
Başımı sağa sola salladım; ‘kısmen‘ der gibi bir ifadeyle kalemimi kaldırdım.
“Çekdar Ağa sana değer veriyor gibi görünüyor, halinden tavrından belli… Ama bir o kadar da dediğim dedik, kesip atan bir adam. Hakiki bir hanzo.” deyip gülünce, tutamadığım gülümsemem dışarı fırladı. Hemen hızla işaret parmağımı dudaklarıma götürüp sus işareti yaptım, gözlerim istemsizce kapıya kaydı.
Kerem Bey kahkahayı basmamak için kendini zor tutarak elini havaya kaldırdı.
“Tamam, tamam! Bir şey demedik ağa kocana.” deyip o da benimle birlikte gülmeye başladı.
Aklıma Çekdar geldi. Son iki hafta içinde, o kaba ve buyurgan adamdan eser kalmamıştı adeta; inanılmaz bir şekilde değişmişti. Tabi bana karşı… yoksa herkese hala aynıydı.
Özel alanıma, o ördüğüm duvarlara resmen saygı duyuyordu. İznim olmadan, o istemediğim temasta bulunmuyordu. O uğursuz geçmişin davasını açmıyor, bir kez olsun o geceyi diliyle anmıyordu. Sohbet sırasında ben not defterine bir şeyler karalarken, başımda dikilip sabırla, dakikalarca yazmamı bekliyordu.
Ona karşı içimdeki o derin sevgiyi zaten inkar edemezdim ama… Şimdi ilk defa, bu adama güvenebileceğimi de hissediyordum.
Kerem Bey gitmişti.
Ortalık sakinleştikten sonra, akşama doğru Çekdar işten dönmüştü. Her zamanki gibi üzerine ağır gelen o ceketini çıkarıp koltuğun kenarına fırlattı, ardından gömleğinin kol düğmelerini açarak yukarı doğru kıvırdı.
Bedenindeki o yorgun ama mağrur duruş, o an gözüme istemsizce fazlasıyla karizma görünmüştü.
“Alçı çıkmış?” dedi, yüzünde yayılan o aydınlık sırıtışla. Durumdan duyduğu memnuniyet gözlerinden okunuyordu.
Ben de hafifçe gülümseyerek başımı salladım.
“Masaj yapayım mı karıma? O herif söyledi, kasların açılmasına iyi gelirmiş.” dediğinde, Kerem’e hala olan o mesafeli ve kıskanç öfkesini adama verdiği o unvandan net bir şekilde anlıyordum.
Bunu duyunca boğazım kurudu, sertçe yutkundum. O lanet geceden beri bana en ufak bir yakınlıkta bulunmamıştı… hatta duşlarımı bile Nihan yaptırıyordu.
İçimdeki o eski refleksle yine aynı kötü tepkiyi vermekten korkuyordum ama daha çok yeniden dokunduğunda o buz gibi duvarları örüp onu kırmaktan, omuzlarına binen o vicdan yükünü daha da ağırlaştırmaktan korkuyordum.
Titreyen parmaklarımla komodinin üzerindeki not defterini kaptım, kalemi bastırarak yazdım.
“Nihan beni biraz hava almam için dışarı çıkaracak, ağam.”
Çekdar bir an duraksadı, ardından anlayışla başını salladı.
“Olur güzelim. Ben seni aşağı indiririm.” dedi.
Nihan da o sırada odaya gelince, Çekdar’ın dikkatli ve şefkatli yardımıyla merdivenlerden aşağı indirildim ve konağın girişindeki tekerlekli sandalyeye oturtuldum. Nihan’la birlikte konak kapısından dışarı adım attığımız an, arkamızdan iki koruma da mesafeli bir şekilde peşimize takıldı.
Yaz mevsiminin o hafif serinleyen akşam havası, günlerdir dört duvar arasında solgunlaşan tenime ve yüzüme çarptığında ciğerlerimi dolduracak kadar derin bir nefes aldım.
Özlemiştim… Bu gökyüzünü, bu toprağın kokusunu, özgürce nefes almayı öyle çok özlemiştim ki.
***
-ÇEKDAR’DAN DEVAM-
Zemheri ile Nihan konağın kapısından dışarı çıkıp gözden kaybolduklarında, arkalarında bıraktıkları o sessizliğin içine doğru ağır adımlarla tekrar odaya döndüm. Komodinin üzerine bırakılmış olan o not defterini elime aldım.
Son iki haftadır her akşam, o gün kiminle ne konuşmuş, içinden ne geçirilmiş bilmek istercesine sayfaları karıştırmak benim için gizli bir alışkanlık haline gelmişti.
Sayfayı çevirdiğimde, bugün aralarında neredeyse hiç konuşma geçmediğini gördüm. Sadece Kerem denilen adamın sorduğu soruya karşılık o kağıda kazınan o iki cümle duruyordu.
“Hayır. Kızım için buradayım.”
Gözüm o satırlara takılı kaldı; kelimeler zihnime bir çivi gibi çakılırken, içimdeki o sabırla ördüğüm ince duvarlar bir anda yerle bir oldu. Öfkeyle soluyarak defterin kapağını sertçe kapattım.
Hala bu konakta olma sebebi sadece Kumsal mıydı gerçekten? Ben son iki haftadır o demir parmaklıkları yavaş yavaş indirdiğimi, ona nefes alabileceği bir alan yarattığımı sanırken, o hala ilk günkü gibi bu odadan, benden kaçabileceği günü mü planlıyordu?
Ona o güveni verdiğimi, duvarlarını kendi ellerimle tuğla tuğla yumuşattığımı zannetmiştim. Meğer yüzü bana gülümserken, o inatçı aklı hep benden gitmekte, o kapıdan nasıl defolup gideceğinin hesabını yapmaktaymış.
***
-Zemheri’den Devam-
Uzun ve yorucu bir yürüyüşün ardından mahalledeki o şirin kafede içtiğimiz kahve, zihnimi ve bedenimi tazeletmişti. Nihan’la birlikte konağa geri döndüğümüzde, odamıza çıkabilmem için beni yukarı taşıması amacıyla Çekdar’ı çağırmaya gitmişti.
Merdivenlerin başında usulca beklerken, koridordan gelen yankılı adım sesleriyle başımı kaldırdım. Karşımda gördüğüm manzara karşısında elim ayağım birbirine girdi. Çekdar’ın üzerinde, beline doladığı siyah bir havludan başka hiçbir şey yoktu. Islak siyah saçları alnına yapışmış, geniş omuzlarından ve keskin hatlı gövdesinden süzülen su damlaları teninde parlıyordu. Panikle başımı hemen yana çevirip etrafı taradım, Allah’tan ortalıkta kimsecikler yoktu.
Hızla bana doğru yaklaştığında, yüzündeki o sert ifadeyi, koyulaşmış gözlerini inceledim. Sinirli miydi o? Beni süzüşünde yabancı bir öfkenin gölgesi vardı.
Tek kelime etmeden beni kucağına aldığı an, refleksle kollarımı hemen boynuna doladım; teninin o sıcak ve kavurucu kokusu bir kez daha ciğerlerimi doldurdu.
“Allah rahatlık versin Zemoş!” diye neşeyle seslenen Nihan odasına çekilirken, ben de utancımı bastırmak için ona el salladım.
Odaya girip beni yatağa dikkatle yatırdığında, sabırsızlıkla yüzüne baktım. Nesi vardı bu adamın? Ne olmuştu da bir anda bu buzdan heykele dönmüştü?
Onu test etmek, içindeki o fırtınayı çözmek için hemen not defterine uzandım.
“Masaj yapar mısın ağam?”
Yazdığım satırları uzattığımda, bir an bile gözlerimin içine bakmadı.
“Yorgunum.” diye kısa kesti. Eline aldığı havluyla ıslak saçlarını kabaca kurulamaya devam etti.
Yalan söylüyordu. Bugüne kadar ondan ne zaman bir şey istesem, gözlerindeki o istekli parıltıyla hemen kabul ederdi. Yorgunluktan ölse dahi beni geri çevirmezdi. Kesinlikle bir şeyler karıştırıyordu, ortada bir problem vardı.
Sızlanarak yeni alçısı alınmış ayağımı ellerimle tuttum. İçimdeki o oyunbaz tarafı devreye sokup rolümden hiç çıkmadım; yüzümü hafifçe buruşturarak acı çekiyormuş gibi yaptım. Göz ucuyla onun hareketlerini kolluyordum.
Dayanamadı.
Ani bir hareketle gelip önümde diz çöktü.
“Ver ayağını!” dedi, sesindeki o inatçı soğukluğu korumaya çalışarak.
Yatakta oturur vaziyete geçip ayağımı ona uzattım. Ne kadar kızgın olursa olsun, bana kıyamıyordu. O koca adam önümde diz çökmüştü yine.
Komodinin üzerindeki masaj yağından birkaç damla avucuna damlatıp parmaklarıyla ayağıma nazikçe bastırmaya başladı.
Hemen defteri çekip kucağıma koydum.
“Bir sorun mu var ağam?”
“Yok.” dedi dudak ucuyla, fısıltı gibi. Gözleri sabırla ayağımdaydı, başını kaldırıp bir kez olsun yüzüme bakmıyordu.
Hayır, kesinlikle başka bir şey vardı. Ve işin en garip tarafı, artık onun bu yakın temaslı dokunuşları bende o eski paniği, o iğrenti hissini uyandırmıyordu. Aksine, tenime değen parmakları içimde tanıdık bir sıcaklık bırakıyordu.
Bana karşı bu kadar uzak, bu kadar buz gibi olması zoruma gidiyordu. Alt tarafı iki saatliğine dışarı çıkmış, biraz hava almıştım.
Durup dururken neye kurulmuştu bu adam?
Onu bu şekilde süzdüğümde, koca bir ağanın benim önümde diz çöküşü içimde tatlı bir güç hissi uyandırıyordu. Bu haline düşmemek, ona kayıtsız kalmak imkansızdı. Ya bu halini evin genç kız yanaşmaları görseydi yer yerinden oynardı.
Dayanamayıp kalemi yeniden elime aldım, sertçe yazdım.
“Konakta çıplak gezmemelisin.”
Defteri uzattığımda başını yavaşça kaldırıp doğrudan gözlerimin içine baktı. Gözlerindeki o karanlık ateş beni yaktı.
“Konağımda nasıl dolaşacağımı benim keyfim bilir kadın.” dedi, dişlerinin arasından sızan sert bir tınıyla.
“Karın olarak yasaklıyorum…” yazdım hemen ardından, hırsla kalemi kağıda bastırarak.
“Beni hayatından çıkarmaya yemin etmiş birine göre fazla cansiperane duruyorsun karşımda. Bırakacak kadın bu kadar sakınmaz adamını.” dediğinde, kaşlarım çatıldı.
Ne alaka şimdi terk etmek?
Kafamda o cümlenin yankısıyla başımı eğdim, gözlerim kucağımdaki not defterine indi. Kerem’e yazdığım “Kızım için buradayım” cümlesi…
Onu mu okumuştu yoksa? Günlük rutini haline getirdiği o defteri karıştırırken bunu da görmüştü demek ki!
Dudaklarımdan alaylı, hafif bir nefes kaçtı.
Nerden geldiğini, o cesaretin o an bedenimi nasıl sardığını ben bile bilmiyordum. İçimdeki bütün o korkular, o sınır heykelleri bir anda eridi.
Elindeki ayağımı yavaşça aşağı indirdim; parmaklarımı utangaçlıktan sıyrılarak doğrudan o sert karın kaslarının üzerinden kaydırarak aşağı doğru gezdirdim. Havlunun altındaki o hassas noktaya kadar inip parmak ucuyla hafifçe bastırıp okşadığımda, Çekdar aniden durdu ve nefesini tutarak gözlerini kaldırıp doğrudan gözlerimin içine mıhladı.
“Ateşle oynuyorsun.” dedi, sesi zehir gibi koyu ve tehlikeli bir tınıyla çıkmıştı.
Dilini yanağına bastırıp göğsünü şişiren derin bir nefes aldı.
“Rahat dur.” diye homurdanıp masajı kaldığı yerden devam ettirmeye çalıştı ama elleri gergindi.
Sinirlerim bozulmuştu; normalde bu hareketime karşı üzerime saldırması, beni öpmesi gerekmez miydi? Neden direniyordu?
Elimi uzatıp ensesine yerleştirdim, parmaklarımı saçlarına daldırıp başını kendime doğru çektim. Dudaklarımı doğrudan kulağının kenarına, o sıcak boynuna yaklaştırıp dilimle hafifçe, meydan okuyan bir hareketle kulağını yaladım ve gülümsedim.
Ne yaptığımı, bu cüretin nereden çıktığını ben de bilmiyordum ama onu istiyordum. O duvarları kendi ellerimle yıkmak istiyordum.
Yatağın her iki yanına dayadığı elleri, altındaki yorganı parmak boğumları beyazlayana kadar sıktı. Kendini öyle bir dizginliyor, öyle büyük bir savaş veriyordu ki kasıldığını bütün hücrelerimde hissediyordum.
Onu daha fazla zorlamamak, o demir iradesini tamamen kırmamak için yavaşça geri çekildim, ensesinden ellerimi çözüp indirdim. Hiçbir şey demeden ayağımı tekrar ona uzattım, masajına kaldığı yerden devam etmesi için…
Ama daha ne olduğunu anlayamadan, ani bir hamleyle öne doğru eğildi… dilinin ucuyla yakıcı, sabırsız bir iz bırakarak yukarı doğru yaladığında, boğazımdan kaçan o ani nefesi tutmak için dudaklarımı birbirine mühürledim.
Dilini geri çekip, kararmış gözlerini önce dudaklarıma sonra gözlerime kaldırdı.
“Sabrımı tükettin kadın…”
Yorum sınırı : 200 yorum
“Sabrın Son Demleri” ögesine 75 yanıt
-
heycanla okuyorum cok guzel bir bolumdu.
-
Birazda cekdar naza ceksin canim 😂
-
Emeğine sağlık çok güzel bir bölümdü
-
Ellerinize sağlık çok güzel bir bölümdü teşekkürler
-
Harika bi bölüm zemoş kıpırdandı artık sonları hayrola🔥❤️😍👏👏👏
-
😁yeni bölüm acill 😁😁
-
😁 yeni bölüm bekliyorum 😁😁
-
ahhh çekdarım ahhh aklını başından aldı senin bu kadın ne yapacaksın bununla zemooşşş adam zaten azgın boğa kendini dizginlemek için uğraşıyor ya tam de kıskançlık yapma admın konağı nede olsa genç kızlar bakabilir😂😂😂😂😂
-
Bayıldım çok güzel
-
Çok güzel ellerinize yüreğinize sağlık zemoşun. babasından ne haber 🌹🌹🌹
-
Cekdar sana lütuf lütuf zemhri kıymet billll
-
Sabırda bir yere kadar
-
Çeko çeko sen yanmışsın da sana zemoş su verirmi bilinmez kumsalla olan kısımlar biraz daha çok olsun hem annesi hem babasının hem de ev halkının kumsala olan sevgisini okumak çok güzel😍💓
-
Zemheri, iyi dayaniyorsun kuzum. Ssen de haklısın. Elinin altindayken tadına bakmalısın. Sonrasıni sonra düşün 😁
-
Keşke çekdar zemheri’nin o uyurken yaptığı karakelem resmini görseydi ❤❤
-
Ay çok şükür adama bir adım attı demek kacan kovalanır insAllah çekdar biraz naz yapar 🤣🤣🤣
-
Ayyy zemoş yaaa sonunda yıktın bütün duvarları umarım kötü bir şey olmaz çok mutlulular nazar değmesin 🧿
-
Çok güzel bölümdü
-
Amanda aman ağamız tripte atarmış 😂
-
Her şey çok güzel umarım kötü bir şey olmaz ya
-
Yine çok güzel bir bölümdü Zemheri’nin tüm tabularını yıkık tamamen kalbinin sesini duyup sonuna kadar Çekdar ağa için kapılarını açması bile bundan sonra ki bölümler de onların mutlu olacağını onların destansı sevdalarına her kelimede şahit olacağımızı gösteriyor.
-
Ay anamm bizde de sabır kalmadı beya 😅😅 çok güzel bir bölümdü yazarım emeğinize sağlık ❤️🥰
-
Resmen ters köşe bir bölüm olmuş. Elinize sağlık. Ama işler böyle güzel gidince ben korkuyorum ya. Kesin arkasından bir şey çıkacak.
-
Bizim kız ateşle oynamadi direk atesi tuttu eliyle 😂
-
Vallahi bizim de sabrımız tükendi anam yoh bizde boyle cüretkar hareketler istiyih vay anam vay sen gel bizim ürkek ceylanimiza bah hele nelerde yaparmış cekdar da irademi kalir anam yılların hasreti var be
-
Eline sağlık yazarım çok güzel bölümdü
-
Kaleminize sağlık yazarımmm
-
Alev aldı buralar off off
-
Muhteşem bir bölüm gerçekten
-
Adamda irade mirade bırakmadın zemoş 🤭😅
-
Aboww Alev aldı heryer🤭😂
-
Sabrın sonu selamet derler inşallah selamet olsunlar artık zemheride zincirlerini kirsa çok güzel olur 🔥🔥🔥🔥 ellerinize sağlık yazarım 🥰🥰🥰🥰🥰
-
Değil bu kitabın bir versiyonu bin bir versiyonu da olsa gene okurum
-
Aynen bende çok iyiiii yazarım eline sağlik
-
İleleyen bölümlerde bu resim olayida çıkacak gibi yazarım o cekmecedeko dosyalar cekdarin olmasın onun arasına sikışmis olmasın .dddd cozdogi resim
-
-
Yandı buralar😂
-
Yazar hatun ben size bazen özelden yazmak istiyorum yani merak ettiğim bazı kısımları söylemek istiyorum sonra sizi övmek istiyorum ama çekiniyorum gerçekten 🫣 sanki size yazarsam Cumhurbaşkanına yazacakmışım gibi bir his veriyorsunuz
-
Oyy zemoş neler yapıyorsun sen öyle kız çeko yu nasıl durduracaksin artık valla gelecek bölümü merakla bekliyorum hmm ters köşede olabilir tabi
-
Yazarım bu nasıl bölümdü yaa biz Çeko dan hamle beklerken Zemoş şaşırttı ya zemoş dan beklenmeyen hareketler şok oldum muhteşem bölümdü
-
Çok güzel bir bölüm ve sonraki bölümü de az çok tahmin ediyorum ama ters köşelerin hatunu olduğun için edemiyorum da 🤭☺️
-
Ellerine sağlık harika bir bölümdü yine yazarım
-
Off ne ne bölümdü
-
Ellerine sağlık
-
Yazarım herşeyden önce sanırım biraz moralin bozuk bizemi bilmiyorum ama yinede bölüm attığın için teşekkürler ☺️
-
Artık ricai arz ediyorum ben çekdarın bütün ihtiyaçlarını gideririm cidden bakk
-
Ne cevherler varmış sende zemheri
-
Ayyy burda bitemezzz çok güzeldi
-
Ne bölümdü yazarimm
-
Ay alev aldi her yer yetoydu yani 😍
-
Ayy çok güzeldi gerçektenn eline emeğine sağlık yazarım
-
Oooooooooo
-
Sonunda ama bence zemoşun ilk adımı atması daha iyi oldu en azından artık aşklarını okuyacaz ❤️❤️🔥
-
Yav tam heyecanlı yeri şaka mı bitmesi ağlicam
-
Hadi be zemoş göster sevgini 😍 keremle nihan olur bnce ❤️❤️ emegine saglik yazarım uyumadan okudum yine 😂
-
Ya bence savaşla nihan olcak ama
-
-
Uiiiyyyy
-
Ahhahaha Çekdarın freni patladı 😂😂
-
Bölüm inanılmaz güzeldi inşallah zemheri cektar ağayi afeder sabrımız tükendi
-
Az önce ne okudum ben bu nasıl bölümdü olayyy resmen 🔥🔥canım yazarım lütfen bölümler daha uzun olsun yaa 🫠
-
Oha sonunda 😍 inşallah devamı gelir yazarım
-
Geçen bölüm çekdarın psikolog olayı bu bölüme de yansısaydı keşke
-
Evet baya Bi yakınlaşma sonraki bölüm çok merak uyandırdı bende 🫣
-
Yazarım ellerine sağlık çok güzel bir bölümdü
-
Kerem bey ve nihan gözlerden kaçmadı yazarım
-
Vay vay Zemheri ne cevherler var sende de be yürü kızım kim tutar seni
-
Zemheri sen kaşındın canım sonra şikayet etme
-
Yaa tam heycanli yerde böyle bitemez 🥲
-
Yoğun Smuuut mu geliyor ay bacikolaar fenasaaaaal yandı buralar
-
Abbboooo çekdarı tutta bağla şimdi
-
😂 kudurmuş köpek gibi zor zapteder
-
-
Obaaa en ateşli yerde bitti ❤️🔥❤️🔥❤️🔥❤️🔥
-
Zemheri inanamıyorum Ada’ma ne yaptın sen buzlar kraliçesi yanıyor belli 👌
-
Yangın çıkacak🤭🤭
-
Eline sağlık
-
Ay ay ay bu arada bu keremle nihal olur gibi
Yorumlarınızı bekliyorummm…