“Sen benim karımsın!”
***
Koluma bilerek çarpan Songül’le, düşüncelerim dağıldı.
“Davetiye mi bekliyorsun Zerdo? Hadi geç içeri.” deyince, kısa bir baş sallayıp peşine takıldım.
Evin içine adım attığım an, içimde garip bir his kabardı. Duvarlar, tavan, o taşın soğukluğu… hepsi tanıdıktı. Ama içindeki her şey değişmişti. Yeni eşyalar, yeni düzen… Sanki çocukluğum da geldiğim ev sökülüp atılmış, yerine başka bir hayat kurulmuştu.
Herkes koca salona geçtiğinde, Songül bana döndü.
“Sen git kızlara yardım et. Olur?” dedi.
“Olur hanımım.” dedim hemen.
Tabii olur. Neden olmasın? Hata peçemi çıkarıp ben Zerda Boran diye haykırayım!
İçimden söylene söylene koridora çıktım. Tek şansım, kimsenin beni tam hatırlamamasıydı. Anam bu eve çok gelip gitmişti ama ben köyden dışarı adım atmazdım. Çevre köyleri düşman gibi görürdüm çocuk aklımla. Şimdi o “düşman” dediğim yerin mutfağına giriyordum.
Kapıyı açtığım an içerideki sesler kesildi. Yaklaşık on tane kız vardı. Hepsi aynı anda bana döndü.
“Selam kızlar. Yardım için gelmiştim.” dememle, bakışları yumuşadı.
Sessizliği ilk bozan meraklı bir ses oldu.
“Sen kimsin?”
“Ben…” dedim, kısa bir duraksamayla. “Hanoğlu konağında çalışıyorum.” Yanındaki kız gözlerini kısıp beni süzdü.
“Çalışanın, kız isteme merasiminde ne işi olur ki?” Haklıydı. Derin bir nefes alıp hafifçe sırıttım.
“Valla ben de bilmiyorum.” dedim. “Çağırdılar geldim.”
Bu rahat halim birkaçının hoşuna gitmiş olacak ki aralarında hafif bir gülüş yayıldı. Ortamın gerginliği kırılmıştı.
Tam o sırada Ceylan öne çıktı. Gözleri ışıl ışıldı. Heyecanını saklamaya bile çalışmıyordu.
“Karun Ağa nasıl biri?” dedi. “Duyduğuma göre yanına hiç kız yaklaştırmazmış.”
Sesinde garip bir gurur vardı. Sanki zor bir şeyi elde edecek olmanın verdiği bir üstünlük.
İçimden acı bir gülümseme geçti.
Ah bacım ah bacım! Onun karısı olduğumu, seni istemeye gelirken bile adamın dudaklarıma yapıştığını sen nerden bileceksin ki.
Ah garibim.
“Ben hariç.” dedim düz bir sesle. Ceylan’ın kaşları çatıldı. ’Nasıl yani?’ der gibi baktı.
“Nasıl sen hariç?” Gözlerimi kaçırmadan ona baktım.
“Duydukların doğru.” dedim. “Karun Ağa yanına hiçbir kızı yaklaştırmaz. Ona yaklaşan da zaten kendini konağın kapısında bulur.”
Bir an durdum. Sonra devam ettim.
“Ama sonuçta erkek.” dedim omuz silkerek. “Ütüsü var, düzeni var, temizliği var… birine ihtiyaç duyuyor.”
Bakışlarım onun gözlerine kilitlendi.
“O yüzden sadece benim odasına girmeme izin veriyor.” Mutfağın içindeki hava bir anda değişti. Az önce gülen kızlar şimdi daha dikkatli bakıyordu.
Son cümleyi özellikle yumuşattım. “Bunları söylüyorum çünkü onunla evleniyorsun.” dedim. “Bilmen hakkın.”
Sözlerim sakindi… bana düşman kesilmemeliydi.
Ceylan başını hafifçe salladı. Gözlerinde “anladım” der gibi bir ifade vardı ama merakı hala dinmemişti.
“Peki…” dedi, cümlesini uzatarak. “O nasıl bir adam? Onun hakkında pek bir şey bilmiyorum.”
Bir an sustum. Düşünüyormuş gibi yaptım. Aslında ne diyeceğimi çok iyi biliyordum.
Bakışlarımı tek tek üzerlerinde gezdirdim.
“Şimdi…” dedim yavaşça. “İyi bir adam düşünün.” Hepsi bana odaklandı.
“Merhametli… kadına saygılı… sabırlı… vicdanlı… anlayışlı…” diye sıralarken dudaklarımda belli belirsiz bir gülümseme vardı.
“Düşündünüz mü?”
Hepsi heyecanla başını salladı. Gözleri parlıyordu. Hayal ettikleri adamın içine çoktan girmişlerdi.
Başımı hafifçe eğdim. “Hah…” dedim.
“İşte bunların hiçbiri Karun Ağa’da yok.”
Sözüm mutfağın ortasına düşen bir taş gibi yankılandı. Bir anlık sessizlik… ardından yüzlerdeki o hayal kırıklığı.
Ters köşe olmuşlardı. Sonra omuz silktim, gülümsememi geri taktım.
“Tabii bize öyle…” dedim. “Sana nasıl olur bilemem.”
Ceylan’ın yüzü anında gevşedi. İçine bir nebze su serpilmiş gibiydi.
Ama ben içimden geçen o karanlık düşünceyi susturamıyordum. Onun Karun’dan nefret etmesini istiyordum… sebepsiz değil.
Ceylan dudaklarını büküp hafif alaycı bir tonla konuştu.
“Yani…” dedi. “Karısıyla çalışanı bir tutmamalı.”
Ay kıçımın kenarı… Karısı dediği bendim ama yaşattıkları… Yutkundum. O düşünceyi içime gömdüm.
“Öyle öyle.” dedim, sesimi düz tutarak. Tartışmanın bir anlamı yoktu. Ayrıca Ceylan’ın beni tanımaması çok iyiydi ama yine tehlikeydi. Yüzümdeki peçe inerse, olacakları düşünmek istemiyorum.
Etrafıma baktım, ortamı dağıtmak ister gibi.
“Ben yardım etmek için gelmiştim.” dedim. “Ne yapmamı istersiniz kızlar?”
Kızlar hemen hareketlendi. Tabaklar, bardaklar, tepsiler derken hep birlikte işe koyulduk.
Kısa süre sonra kocaman bir tepsi tutuşturdular elime. Derin bir nefes alıp erkeklerin olduğu salona girdim.
İçeri adım attığım an konuşmalar yavaşladı gibi geldi bana. Bakışlar üzerime kaydı. Gerçek miydi, yoksa ben mi abartıyordum bilmiyordum. Başımı eğip tek tek tatlıları dağıtmaya başladım.
Sıra ona geldiğinde istemeden göz göze geldik. Karun’un bakışları sertleşmişti.
Belli ki bu kalabalığın içinde olmamdan hoşlanmamıştı.
Hiç oyalanmadım. Tatlıyı bırakıp hemen gözlerimi kaçırdım. Geri kalanları da hızla dağıtıp salondan çıktım.
Tüm her şey bitince, salona geri dönüp Songül’ün yanındaki boşluğa oturdum. Dizlerimi birbirine yaklaştırıp ellerimi kucağımda kenetledim. Sanki dağılacakmışım da kendimi toparlamak için bir yerlerimden tutuyormuşum gibi.
Karun hafif çaprazımda oturuyordu. Bakmadım… bakmamaya çalıştım ama hissediliyordu. O bakışlar… keskin, ağır, insanın üzerine çöken türden. Sanki konuşmasa bile bir şey diyordu.
Etrafımdaki sesler birbirine karışmıştı. Kadınların kısık fısıltıları, erkeklerin tok konuşmaları… ama ben hiçbirini duymuyordum. Gözlerim halıya takılmıştı. Desenler birbirine giriyor, çözmeye çalıştıkça daha da karışıyordu.
Tıpkı kafamın içi gibi. Benim burada ne işim vardı?
Neden… kocam olacak adamın kız isteme merasimindeydim?
Benim amacım neydi? Katili bulmak. Sadece buydu.
Ama şimdi… bu işin neresindeydim ben? Ne zaman bu kadar içine çekildim?
Konaktan atılmamak için onun emrine girmek… en baştan hataydı. Şimdi o hatanın içinde oturuyordum. Kalabalığın ortasında, ama tek başıma.
“Gelelim asıl meseleye.”
Fırat Ağa’nın sesi, düşüncelerimi bıçak gibi kesti. Bir anda herkes toparlandı. Sırtlar dikleşti, bakışlar aynı noktaya döndü. O an odanın ağırlığı değişti. Az önceki sohbet havası dağıldı.
Ceylan’ın babası… anamın dayısı Şehmus Ağa, bıyıklarının altından gururla gülümsüyordu. Göğsü kabarmıştı resmen. Hanoğulları onun kapısına gelmişti. Daha ne isterdi?
“Biz kızınızı gördük beğendik, Karun oğlumda kendine uygun buldu. Sizlerinde gönlü varsa, Allah’ın emri peygamberin kavliyle kızınız Ceylan’ı, oğlumuz Karun’a istiyoruz.”
Sözler odanın içinde yankılandı.
Benim içimde de.
Kalbim bir anda sıkıştı. Sanki biri avucunun içine almış da sıktıkça sıkıyordu. Nefesim daraldı. Göğsümde bir baskı…
Bu kalbim son zamanlarda fazla konuşuyor. Ya da ben fazla susturuyorum.
“Karun oğlumu tanırız, severiz. Kızıma iyi eş olacağından hiç şüphem yoktur.”
Başımı kaldırmadan, dudaklarımı birbirine bastırdım. İyi eş mi? İçimden acı bir gülüş geçti. Ama yüzüme yansımadı. Yansıyamazdı.
“Verdik gitti.” O iki kelime… sanki yüzüme çarpmış gibi oldu.
Elim istemsizce hareket etti. Tırnaklarımı avucuma geçirdim. Kabuğu kalktı… ama acısını hissetmedim. Gerçekten hissetmedim.
Çünkü o an başka bir şey daha vardı. Daha ağır.
Gözümün önünde… kocam olan adama, başka bir kız istendi.
Ve ben… O sahneyi oturup izledim.
Ayağa kalktıklarında ben de kalktım ama ileri adım atmadım. Kalabalığın arasından sadece izledim.
Ceylan’ın parmağına yüzük takılırken, alkış sesleri yükseldi. Dualar edildi. Tebrikler havada uçuştu.
Ben ise… sanki o odada değildim. Her şey gözümün önünde oluyordu ama garip olan da buydu zaten.
Her ne kadar gerçek bir evlilik olmasa da… Karun’un beni buna şahit tutması, acımasızcaydı. İnce bir sızı gibi başlamıştı ama şimdi… büyüyordu.
Canımın bu kadar yanacağını ben bile tahmin etmezdim.
Ve eller öpüldü. Büyüklerin sesi yükseldi, iyi dilekler söylendi. Herkes tekrar yerine geçti.
“Bu kız… neyiniz olur?”
Kadın sesiyle başımı kaldırdım. Karşımda oturan, baştan aşağı özenle giyinmiş bir teyze bana bakıyordu. Bakışı uzun sürdü. Tanıdık geldi.
Bir an düşündüm. Sonra hatırladım. Ceylan’ın annesiydi.
“Konağa yeni gelen yanaşma kızlardan biri Asiye.” dedi Safiye ana.
Herkesin dikkatinin bana döndüğünü hissettim. Omuzlarım istemsiz gerildi. Sanki az sonra biri kalkıp “bu kız aslında…” diyecekmiş gibi.
“Maşallah, pek de güzel kız.” dedi Asiye teyze.
“Ne etcen dünür, oğluna alacan?” diyen Fadime anayla, boğazım kurudu. Sertçe yutkundum.
Ne alaka?! Asiye teyze gülümsedi. Öyle bir gülümseme ki… şaka değildi.
“Vallahi deminden beri gözüm kızda. Pek oturaklı. Bizim oğlana kız arıyordum… meğer ayağımıza gelmiş.”
Dünyam bir an durdu. Gerçekten… ciddi miydi bunlar?
Gözlerim istemsizce Karun’a kaydı.
Dizlerinin üzerindeki elleri sıkılmıştı. Parmakları beyazlamıştı. Çenesi kilitliydi.
İçimden “şimdi bir şey olacak” dedim.
“Ana, sırası değil.” Gelen tok erkek sesini duyunca başımı çevirdim.
Cihangir Ağa. Ceylan’ın ağabeyi.
Onu görünce içim bir an farklı çarptı. Tanıyordum. Çok iyi tanıyordum. Ağabeyimin cenazesinde yanımdaydı. Omzuna yaslanıp ağladığım adamdı.
Ama şimdi… Beni tanımıyordu. Ve bende kalabalıktan dolayı onu hiç fark etmemiştim.
Bu… iyi miydi kötü müydü, emin olamadım.
“Niye sırası olmasın oğlum, gül gibi kız işte?” dedi Asiye teyze, beni işaret ederek.
Ya teyze gözünü seveyim bir sus! Gül gibi kız dediğin, damadınla evli evli!
“Zerda iyi kızdır, oturmasını kalkmasını bilir. Cihangir oğluma alacaksanız, ben kefilim.” dedi Fırat Ağa.
Bu sefer gerçekten nefesim kesildi. Ne oluyor? Kim kimi kime veriyor?
Ben burada ne yaşıyorum?
Gözlerim sinirden doldu ama başımı eğmedim. Eğilirsem… dağılacaktım.
İçimden sadece tek bir şey geçiyordu. Benim hayatım… ne ara başkalarının ağzına bakar hale geldi?
Ve en acısı da şuydu: Karşımda oturan adam…beni buna sessizce izletiyordu.
Şehmus Ağa da konuşmaya dahil olduğunda, içimdeki huzursuzluk iyice büyüdü.
“Vollahi dünür, bizim oğlana kalsa bekar ölecek. Bu hanım kızımızı benim de gözüm tuttu.” dediğinde, bakışları doğrudan bana döndü.
O bakış… tanıdık ama yabancıydı.
“Kimlerdensin kızım sen?” Kalbim bir an durdu sanki. Bir anlığına… her şeyi söylemek istedim.
“Ben senin…” diye başlamak… her şeyi dökmek… Ama yutkundum.
“Haberli köyündenim ağam, ailem sizlere ömür.” dedim.
Bakışlar değişti. Az önce inceleyen gözler… şimdi yumuşamıştı. İçlerinde acıma vardı.
Garip bir şekilde… bu daha çok dokundu.
“Başın sağolsun yavrum.” dedi Şehmus Ağa.
Sonra başını çevirip Fırat Ağa’ya baktı. Bu kızı istiyoruz ama kimden isteyeceğiz, der gibi bakıyordu.
“Zerda kızımı isteyecekseniz, benden isteyin Şehmus ağa. Onu kızım bilirim.”
Bu sefer gerçekten nefesim daraldı. Fırat Ağa bağırmamak için zor tutuyordum kendimi.
Ölümüne sebep verdikleri adamın kız kardeşini, evlendirmeye çalışıyorlardı. Şaka gibi. Ama sustum çünkü… hala o katili bulmam gerekiyordu.
“Kızın belki gönlü yoktur, ne bu acele baba?”
Cihangir Ağa’nın sesi o kalabalığın içinde tek mantıklı gelen sesti.
Başımı kaldırdım. Bir an göz göze geldik. O sırada Songül eğilip kulağıma fısıldadı.
“Bu şans kaçmaz Zerdo, ben sana diyim.”
Şans mı? Ben böyle şansın ta içine edeyim.
“Rızan var mıdır kızım?” Fırat Ağa’nın sesiyle tekrar merkeze çekildim.
Gözler… tekrar üzerimdeydi. Boğazım kurudu. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Gerçekten bilmiyordum.
Tam o anda… Karun’un sesi bıçak gibi kesti havayı.
“Rızası yok!”
Herkes bir anda ona döndü. O an… odanın dengesi değişti. Kimse bu çıkışı beklemiyordu.
“Niye oğlum?” dedi Fadime ana.
Karun’un yüzü sertleşmişti.
“Buraya Ceylan için geldik, kıza ayıp oluyor.” Sesi netti. Tartışmaya kapalı.
Beni koruyacak, sahiplenecek sandım ama… Ceylan’ı düşünüyordu, beni değil.
“Haklısın damat ama rızası varsa, isteyeceğiz Cihangir’e.”
Asiye teyze pes etmeyip tekrar bana döndü. Kaçamıyordum.
“De hele yavrum… utanma. Rızan var mıdır?”
Gözlerim yavaşça Karun’a kaydı.
Bana bakıyordu. O bakış… açık bir tehditti.
“Sakın…” diyordu sanki. “Sakın yanlış bir şey deme.”
Ama o an… Umurumda değildi.
İçimde bir şey kırılmıştı zaten. Korkunun yerini… inat almıştı. Başımı hafifçe kaldırdım.
“Sizler nasıl münasip görürseniz hanımım.” dedim.
Herkes sevinerek gülümsedi.
“Maşallah maşallah.” dedi Asiye teyze, yüzü aydınlanarak.
Zaten hayatımın hangi yoluna baksam… ucu karanlığa çıkıyordu.
Karun’un yanında kalmak başka bir bataklıktı, Cihangir’e gitmek başka bir belirsizlik.
Ama en azından birinde… bir ihtimal vardı. Bu kabul… çaresizlikten değildi sadece. Bir hesaptı.
Karun beni boşamak zorunda kalacaktı. Kalmalıydı.
Ve Cihangir… Ağabeyimin hatrı varsa onda… belki bana yardım ederdi.
Belki.
Bu “belki”ye tutunmuştum işte.
Saat gece yarısına yaklaşırken, evin içindeki kalabalık yavaş yavaş çözülmeye başladı. Ayaklanıp, kapıya doğru ilerledik.
Tam çıkacakken Asiye teyze yanıma yanaştı. Ne ara geldiğini bile anlamadım.
“Seni oğluma alana kadar başkasına yar olma ha!”
Gözlerime bakarak söyledi bunu. Ciddiydi. Ben ise… gülmeden edemedim.
İçimde kopan fırtınayla, onun derdi arasındaki fark o kadar büyüktü ki…
Gülmekten başka bir şey gelmedi elimden.
“Hayırlı geceler hanımım.” dedim sadece.
Daha fazla kalırsam bir şeyleri ele verecekmişim gibi hissediyordum. Hızla sıyrıldım yanından.
Bahçeye çıktığımızda hava serinlemişti. İnsanlar arabalara dağılmaya başlamıştı. Motor sesleri, kapıların kapanışı, vedalaşmalar…
Ben doğrudan Songül’ün yanına gittim.
“Hanımağam, sizle gelsem olur mu? Karun Ağa’yle yolculuk çekilmiyor.”
Sesim hafifti ama içim ciddiydi.
Songül tam cevap verecekti ki…
Ne olduğunu anlamadan kolumdan yakalandım. “Yürü.” diyen Karun’un sesi geldi. Sertti.
Beni sürükler gibi arabasına götürdü. Ayaklarım ona yetişmekte zorlanıyordu.
Etraf kalabalıktı ama karanlıktan kimse fark etmedi. Ön kapıyı açtı.
Ve beni… resmen içeri fırlattı.
Koltuğa çarpıp daha toparlanamadan, “Sakın inme.” dedi.
Kapıyı yüzüme öyle bir kapattı ki ses kulaklarımda yankılandı.
Bu adam… beni gerçekten öldürebilir.
Dışarıda birkaç adım ötede durup adamlarla konuştu. Kısa, sert, hızlı. Sonra kapıyı açıp bindi.
Araba hareket ettiği anda Karun’un öfkesi iyice hissedilmeye başladı. Hiç konuşmuyordu ama direksiyonu tutuşundan, çenesini sıkışından, gazı gereksiz sert basışından bile siniri belli oluyordu.
Sanki yanında ben yokmuşum gibi sürüyordu ama aynı zamanda bütün dikkati de bendeydi.
Ben de ses çıkarmadım. Yanında yanlış nefes alsam bile dikkatini çekecekmiş gibi hissediyordum. Camdan dışarı bakıyormuş gibi yaptım ama gözüm sürekli ondaydı. Ne zaman patlayacağını bekliyordum resmen.
Bekletti de.
Ve bir anda direksiyona sertçe vurdu.
“Sen benim karımsın!” diye kükrediğinde, refleksle gözlerimi kapattım ve koltuğa biraz daha gömüldüm.
Sesi arabanın içinde yankılanırken, içimdeki korku bir anda büyüdü.
“Elin iti gelip seni gözümün önünde isteyemez!” diye devam etti.
Her kelimesiyle birlikte direksiyona yumruğunu indiriyordu. Araba hafif hafif savruluyordu.
“B-benim bir suçum yok…” dedim, sesim istemsiz titreyerek. Başını bana çevirdi. O bakış… içimi ürperti.
“Lan herkesin ortasında kendini başka bir adama verecek gibi konuştun, bir de ‘suçum yok’ mu diyorsun?”
Kanım çekildi ama bu sefer geri adım atmadım.
“Ben kimseye kendimi vermedim.” dedim, dişlerimi sıkarak. “Sadece sorulan soruya saygıyla cevap verdim. Ne bekliyordun, damadınızla evliyim mi deseydim ağam?”
Bir anda öyle bir patladı ki sesinin şiddeti kulaklarımda çınladı.
“S*kerim ulan senin saygını!”
Gözlerim doldu. Korkuyordum. Hem de ciddi ciddi korkuyordum ondan.
Ama o korkunun altında başka bir şey daha vardı.
İnat. Kaçamayacağımı biliyordum. Susarsam da bitecek gibi değildi zaten.
“Gözümün önünde nişanlandın, çıtım çıkmadı,” dedim bu sefer ben sesimi yükselterek.
“Ama ben üzerime kuma getirilmesine göz yumamam!” Boğazım düğümlenmişti ama durmadım.
“Kararları değişmezse Cihangir Ağa ile evleneceğim,” dedim açık açık. “Sen de beni güzellikle boşayacaksın ağam!”
Sözlerim arabaya bomba gibi düşerken, bir anda üzerime eğildi. Elini saçlarıma geçirdi, sertçe çekip yüzümü kendine yaklaştırdı.
“Nah seni boşarım!” diye kükredi. Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki nefesi tenime işliyordu.
“Senin benden kurtuluşun yok kadın!” dedi, dişlerinin arasından. “Sok bunu kafana!”
Kalbim deli gibi atıyordu. Korku vardı. Ama o an… ilk defa başka bir şey daha ağır basıyordu.
Karun Hanoğlu beni sevmiyordu belki… ama benden vazgeçmeye de niyeti yoktu.
***
Karun Ağa çıldırdı, kudurdu kıskançlığından😂 Bölüm hakkındaki düşünceleriniz nelerdir hatunlar?🤭
-
Ne halt yiyorsun acaba Karun ağam hıı bu gidişle Allah gerçekten belanı verecek
BeğenBeğen
-
Karun sinir küpü ol daha beter ol 😂
BeğenBeğen
-
Kalemine sağlık yazarım 🥰
BeğenBeğen
-
Ellerine sağlık yeni bölüm ne zaman gelir
BeğenBeğen
-
bence ortalık fena karıştı Cihangir ağa biraz orta olsun bakalım evlenecekmiş Karun ağa
BeğenBeğen
-
-
kıskançlık kokusu alıyorum🥹
BeğenBeğen
-
-
Kör ölür badem gözlü olur dedikleri hesap beyimizin şimdimi aklına gelmış acaba karısı olduğu birazda zerdamızı güçlendirelim lütfen böyle sürünmüyor sanki🤣🤭
BeğenBeğen
-
emeğine sağlık yazariçem 🤗
BeğenBeğen
-
çok iyi, merakla devamını bekliyoruz
BeğenBeğen
-
Bölüm hakkında ne düşünüyorsun?