“Sıradan bir yanaşma…”
***
–Karun’dan Devam…–
Nefesi dudaklarıma değecek kadar yakındı. Gözlerimi ondan ayırmadım. İçimde tuhaf bir gerginlik dolaşıyordu. Çünkü Zerda’nın bakışları artık eskisi gibi değildi. Kaçmıyordu benden. Karşı duruyordu.
Ve bu… beni daha da beter hale getiriyordu.
“Seni bırakmam.”
Sözler ağzımdan çıktığında bunun bir tehdit gibi duyulduğunu biliyordum. Ama değildi. Tehdit geçiciydi. Ben karar veriyordum.
Gözlerini yüzüme kaldırdı. İçimdeki savaşı görür gibi baktı birkaç saniye.
“Karın yerine koymadığın sürece bırakmalısın.”
O kadar korkusuz söylemişti ki bunu… birkaç gün önce olsa gözlerimin içine bakarak konuşmaya cesaret bile edemezdi.
Şimdi ise karşıma dikiliyordu. Hem de beni kendimle vuracak kadar doğru bir yerden.
Çenesi avucumun içindeyken yüzüne baktım uzun uzun. Dudaklarına… gözlerine… bana meydan okuyan o inatçı haline…
Sonra fark ettim. Bu kadını saklamaya çalıştıkça daha çok sahipleniyordum.
Karım olduğunu inkar ettikçe, onu başka erkeklerin baktığı bir yabancı gibi görmek ise beni delirtmeye başlıyordu.
Parmaklarım ince belinde biraz daha sıkıldı.
“Karım olduğunu… bana ait olduğunu herkes bilecek.”
Bakışları değişti anında. Şaşırdı.
Ben bile anlam veremiyordum bu halime, bu söylediklerime.
Çünkü Ceylan vardı. Konak vardı. Töre vardı. Kapanmayan bir geçmiş vardı.
Ama bütün bunlara rağmen aklımın içinde dolaşan tek şey Zerda’nın başka bir adamın yanında düşünülmesi oluyordu.
Bu hastalıklı hale ne zaman geldiğimi bilmiyordum.
Tek bildiğim şey…
Onu artık gölgemde saklamak istemeyişimdi.
“Bunu gerçekten yapar mısın?” dedi sesi daha kısık çıkarak.
Sorusu odanın içinde yankılanırken, gözlerimi yüzünden ayırmadan birkaç saniye sustum. Çünkü cevabın ağırlığını ben bile taşıyamıyordum henüz.
Yapardım. Lanet olsun ki yapardım.
Çenesi hala avucumun içindeydi. Başparmağımı yanağında yavaşça gezdirdim. Teni sıcaktı. Ama içimde dolaşan şey sıcaklıktan çok daha karanlıktı.
“Senin yüzünden…” dedim tok bir sesle. Kaşları hafif çatıldı.
“Bu konağın düzenini bile bozacak hale geldim.”
Sözler ağzımdan çıkarken dudakları aralandı hafifçe. Şaşkınlığını saklayamadı.
Normalde pişman olmam gerekirdi. Ama değildim. Asıl sorun buydu zaten.
Zerda’nın belini kavrayıp kendime biraz daha çektim. Gözlerimi yumup başımı saçlarının arasına gömdüğümde, içime çektiğim nefes bile beni sakinleştirmeye yetmedi.
İri göğüsleri hızlı nefeslerle göğsüme sürtünürken, çenem istemsizce sertleşti.
“Başka bir adam sana baktığında…” dedim dişlerimin arasından.
“…onu öldürmeyi düşünüyorsam, seni saklamanın ne anlamı kaldı?”
Cihangir denen herifi öldürmemek için bütün gün kendimi zor tutmuştum. Ama asıl damarıma dokunan şey Zerda’nın bundan hoşnut olmasıydı. Bakışlarından belliydi. Hoşuna gitmişti.
İnce ellerini omuzlarımda hissettim. Destek alarak başını geriye çektiğinde gözlerimi açıp yüzüne baktım.
O yeşil gözler yine aynı şekilde içime işliyordu.
“Benden etkilendiğini düşüneceğim ağam.” dedi dudaklarının kenarındaki hafif sırıtışla.
Benim de dudaklarım kıvrıldı ama onunkinin aksine… sinirdendi.
Belindeki ellerim gerilirken onu aniden kendime bastırdım.
“Belli olmuyor mu zaten?”
Sözlerimden sonra parmakları omuzlarımı biraz daha sıktı. Erkekliğimi hissetmesiyle bedeninin nasıl kasıldığını fark ettiğimde, gözlerim bir an dudaklarına kaydı.
“Ş-şey demek istemiştim…” dedi nefesi hafif titreyerek.
“Benden hoşlandığını düşünmeye başladım, demek istedim.”
Hoşlanmak…
Bu kelime bile bana yabancıydı. Yumuşaktı. Fazla insaniydi. Benim gibi bir adamın ağzına yakışmayacak kadar hafifti.
Ben bu hayatta kimseden hoşlanmadım.
Hiçbir kadına uzun uzun bakmadım. Sesini duymak için bahane aramadım. Başka bir adamın yanında durduğunu gördüğümde içimde bu kadar karanlık bir öfke hissetmedim.
Ben kadınlara yaklaşırken bile mesafeli oldum hep. Soğuk. Hesaplı.
Kimseyi kendime yakın tutmadım çünkü birine alışmanın zayıflık olduğunu öğrendim.
Ama Zerda…
Bu kadın bütün doğrularımı sessizce bozuyordu.
Yanımdayken sinirleniyor, uzaklaştığında daha beter oluyordum. Bana bakışı bile gün boyu aklımda kalıyordu.
Ve şimdi onu kollarımın arasında tutarken ilk kez kendime söylemekten kaçtığım şeyi düşünüyordum.
Eğer bir adamın aklı sürekli aynı kadına gidiyorsa…
Öfkesi bile onun yüzünden büyüyorsa…
Onu saklamak yerine herkesin önüne koymayı göze alıyorsa…
Bu hissin adı belki hoşlanmaktı… belki de benim takıntılarımdan biriydi.
“S*kkim kalkıyorsa, hoşlanıyorumdur.”
Sözler ağzımdan çıktığı an yüzündeki ifade birden değişti. Kaşları çatılırken gözlerindeki şaşkınlık yerini sinire bıraktı.
Ve bir saniye sonra yanağıma sert bir tokat attı.
Tokadın sesi odanın içinde yankılanırken başım hafif sağa döndü. Çenem gerildi. Dişlerimi sıkarken birkaç saniye hiç kıpırdamadan durdum.
Herkes benden korkardı. İnsanlar bırak tokat atmayı, sesini yükseltmeye bile cesaret edemezdi bana.
Ama bu kadın…
Bu kadın bazen canını emanet ettiği adamı unutup karşıma dikiliyordu.
Hazal onun gibi değildi… benle tartışırdı ama asla karşı gelmezdi. Çünkü ona bile sabrım bir yerden sonra tükeniyordu.
Soluk alışlarım ağırlaşırken başımı yavaşça tekrar ona çevirdim. Gözlerimdeki hissizlik, onun korkusunu daha da büyüttü.
“A-ağam…” dedi sesi bir anda küçülerek. “Özür dilerim. Sen öyle edepsizce konuşunca…”
Cümlesinin devamı silikleşti. Elini yanağıma koydu.
O an gözlerim direkt gözlerine kilitlendi. Korkuyordu. Ama buna rağmen geri çekilmiyordu.
Başka biri olsaydı… O eli bana kalktığı saniye ölürdü.
“Acıdı mı?” dedi bu kez daha yavaş, daha merhametli.
Sonra birden sesi değişti. Suçluluğunu saklamak ister gibi dudakları kıvrıldı.
“Gerçi o kadar kırbaç yemişsin, tokadım acıtmamıştır bence.”
Bunu özellikle yapıyordu. Konuyu hafifletmeye çalışıyordu zeki kadın.
Ama o kırbaç izlerini unutmadığını anlamam uzun sürmedi. Hala onları başka bir kadının yaptığını sanıyordu.
“Kıskandın mı?” dedim gözlerimi yüzünden ayırmadan. Başını hafif eğdi.
“Ne yalan söyleyeyim, kıskandım.” dedi umursamaz görünmeye çalışarak.
“Beni her sinirlendirdiğinde vururdum vallahi. Vur baba vur!”
Bir an durup kendi dediğine güldü.
Ama benim yüzümdeki ifadeyi görünce gülüşü yarım kaldı. Eli direkt ağzını kapattı.
O yeşil gözlerdeki panik ifadesini görmek istemsizce içimde karanlık bir haz uyandırdı.
Ardından elini ağzından yavaşça çekti.
“Uykusuzluktan benim çenem düştü ağam.” dedi sahte bir gülümsemeyle. “Ben en iyisi gideyim.”
Tam kalkacaktı ki belini kavrayıp onu yeniden sertçe kucağıma çektim. Nefesi şaşkınlıkla kesildi.
“Otur oturduğun yerde.” Sesim bu kez daha sert çıkmıştı. Çünkü gitmesini istemiyordum.
Pantolonumdan kemerimi sertçe çekip göğsüne yasladım.
“Al vur.”
Gözleri büyüdü bir anda. Kemer sanki elini yakmış gibi hemen göğsüme bastırdı.
“Psikopat değilim ben!” dedi sinirle.
Sinirlendiğinde gözlerinin içindeki yeşil daha belirginleşiyordu. İnsan baktıkça batıyordu içine.
“Sadece hayal ettim bir an.” dedi homurdanarak. “Sizin fanteziniz size kalsın.”
Dudaklarım istemsizce hafif kıvrıldı. Ama sonra söyledikleriyle çenem tekrar sertleşti.
“Hem üç gün boyunca yoktun ağam…” dedi bu kez imalı bir sesle. Bakışları bilerek gözlerimin içine giriyordu.
“Gecelerini çalmıştır birileri. Bence biraz durmalısın ha…” dediğinde, o an içimdeki bütün sakinlik dağıldı.
Çünkü Zerda’nın kıskançlığı… bana düşündüğümden daha çok iyi geliyordu.
İçimde dolaşan öfke Zerda’nın kıskançlığıyla birlikte daha da büyürken, gözlerimi yüzünden ayırmadan konuştum.
“Kimsenin gecemi çaldığı yok.”
İnce boynunu parmaklarımla sardım. Başını kendime doğru çekerken nefesi hafif sendeledi.
“Ama senin aklını fazla meşgul etmiş gibi.”
Dudakları aralanır gibi olduğunda ne söyleyeceğini tahmin ettim. O yüzden işaret parmağımı dudaklarına bastırıp susturdum.
“Şşş…” Bakışları bir anda gözlerime kilitlendi.
“Artık cezaların konuşsun.”
Boynundaki elim yavaşça yanağına doğru kayarken, başparmağımla tenini okşadım.
***
–Zerda’dan Devam…–
Adam açık açık artık benim olduğunu, karısı olduğumu herkese duyuracağını söylüyordu. Üstelik bunu öfkeyle değil… kararlılıkla yapıyordu.
Ve işin korkunç tarafı, onu bu noktaya biraz da ben getirmiştim.
Kıskandırmıştım. Üzerine gitmiştim. Dilimi tutamamıştım.
Şimdi tüm konak öğrenirse…
Bu iş sadece dini nikahla kalmaz, resmi olarak da onun karısı olurdum.
Bu düşünceyle birlikte aklım yeni yeni başıma gelmeye başladı.
“Şşş…” Gözlerimin içine bakarken sesi daha da kısıldı. “Artık cezaların konuşsun.”
Yanağıma yaslanan eliyle tenimi okşarken istemsizce yutkundum. Gözlerindeki karanlığın altında büyüyen şeyi görüyordum.
Ve tabii…
Kalçalarımın altında gittikçe sertleşen erkekliğini de.
Boynuma bıraktığı öpücükler sertleşirken kalbim iyice hızlandı. Dudaklarımı birbirine bastırdım. Bu adama karşı koymak gerçekten imkansıza yakındı.
Üstelik en kötü kısmı, ben de onu istiyordum.
Kabul etmek istemesem bile, Karun bana her dokunduğunda bütün mantığım birbirine giriyordu.
Biraz daha devam ederse… gerçekten duygularımın esiri olacaktım.
Düşün Zerda. Düşün!
Tam paniklemeye başlayacakken aklıma bir fikir geldi. Sinsi. Utanç verici. Ama işe yarayabilecek bir fikir.
Karun boynumu hafifçe ısırıp emdiğinde dudaklarım tek çizgi oldu.
Parmaklarımı saçlarının arasına geçirip onu boynuma biraz daha bastırdım. İstiyormuş gibi davranacaktım.
Gerçi… “Davranmak” kısmı biraz tartışılırdı. Çünkü bedenim zaten beni rezil ediyordu.
Kendimi ona doğru bastırıp hafifçe sürtündüğüm anda bütün kaslarının gerildiğini hissettim. Kulağının dibine bıraktığım nefesle birlikte çenesi sertleşti.
Tamamdır. Adamı daha da azdırmıştım. İnşallah planım işe yarardı.
Bir anda refleksle olmuş gibi davranıp elimin birini ağzıma, diğerini karnıma götürdüm. Yüzümü buruştururken nefesimi düzensizleştirdim.
Karun hemen başını boynumdan çekti. Çatık kaşlarla yüzüme baktığında, gözlerindeki şüphe yüzünden neredeyse rolü bozuyordum.
“A-ağam…” dedim zorlanıyormuş gibi. Sonra ağzımı tekrar kapattım.
“Müsaadenle…”
Kucağından hızla kalkıp banyoya koşarken arkamdan bakışlarını hissediyordum resmen. Kapıyı kilitlediğim an sırtımı kapıya yaslayıp sessizce nefes verdim.
Allah’ım…
Az daha mahvoluyordum.
Ardından yalandan öğürme sesleri çıkarmaya başladım. O kadar gerçekçi yaptım ki bir noktadan sonra gerçekten midem bulandı.
Kapının tıklanmasıyla olduğum yerde sıçradım.
“İyi misin?”
Karun’un sesi kapının ardından tok şekilde gelirken hemen sifonu çektim.
“İyiyim… iyiyim ağam.” dedim nefes nefese kalmış gibi.
Ama konuşurken bile gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
Bir süre daha lavaboya tutunup derin nefes aldım. Sonra başımı kaldırıp aynaya baktım.
Saçlarım dağılmıştı. Dudaklarım kıpkırmızı olmuştu.
Ve boynum… Karun’un öptüğü, dişlediği yerler kızarmıştı. Parmaklarımla hafifçe dokunduğumda yüzüm istemsizce gerildi.
“Umarım iz kalmaz…” diye mırıldandım kendi kendime. Sonra aynadaki halime bakıp sessizce güldüm.
“Kızım Zerda…” dedim başımı iki yana sallayarak. “Rol yapacağım derken adamı daha çok azdırdın.”
Ama mecburdum. Bana dokunmasına izin vermezken yapsaydım, inanmazdı. Onu istiyormuş gibi yapıp, sonra midem bulanıyormuş gibi yaptım.
İntikam böyle alınır işte Karun Ağa… Sen daha kimle uğraştığını bilmiyorsun.
İçimden geçen düşünceyle dudaklarım hafif kıvrılırken lavaboyu açıp yüzüme su çarptım. Hem gerçekten biraz kendime gelmeye ihtiyacım vardı hem de rolüm daha inandırıcı görünmeliydi.
Soğuk su tenime değdikçe nefesim düzene girdi.
Gerçi üzerimdeki şu dansöz kıyafetleri olmasa daha kolay ciddiye alırdım kendimi.
Üzerimdeki taşlar en ufak hareketimde şıngırdıyordu. Biraz daha kalsam kendi kendime göbek atmaya başlayacaktım sevinçten.
Derin bir nefes alıp kapıyı açtığım anda olduğum yerde kaldım.
Karun. Duvar gibi tam karşımda dikiliyordu. Allah aşkına bir insan neden bu kadar uzun olurdu?
Başımı kaldırıp anca gözlerini bulabildim. Yanında kendimi iyice minik hissediyordum. Bu durum sinirimi bozuyordu ayrı mesele.
“Hastaneye gidelim.” Sesi öyle ciddi çıktı ki gözlerim hafif büyüdü.
“Yok yok!” dedim hemen telaşla. “İyiyim. Üşüttüm galiba.”
Allah korusun bir de hastaneye götürüp gerçekten kontrol ettirse…
Doktor, “Bu kızın midesi boş değil. Kusmamış.” falan derse ben direkt ölürdüm herhalde utançtan.
Karun’un tek kaşı yavaşça havalandı.
“Bu telaş neden?” dedi şüpheli gözlerle yüzüme bakarak.
“Hamile çıkmaktan mı korkuyorsun?”
Sorusu yüzünden direkt yüzümü buruşturdum.
“Bu bedene kimse dokunmadı çok şükür ağam.” dedim sinirle. Sonra onu baştan aşağı süzdüm.
“Sen dışında.” diye ekledim. “Ki o da hamile bırakacak şeyler değil.”
Sözler ağzımdan çıkar çıkmaz bakışları değişti. Ben ise hemen yüzümü düşürüp gözlerimi yere indirdim. Rol zamanı.
“Benden iğreniyor olmalısın…” dedim kısık bir sesle.
Yüzüme doğru eğildiğinde istemsizce başımı biraz geriye çektim. Gözlerim direkt gözlerine kilitlendi.
Sonra dudakları aralandı.
“Amını yalayan adamım ben.”
Bir an nefesim tamamen kesildi. Gözlerim irice açılırken yüzümün ateş gibi yandığını hissettim.
Adam resmen, “Orayı yaladım, bu bana koyar mı?” diyordu.
Utançtan ne diyeceğimi şaşırdım. Ama içimde başka bir şey daha vardı. Sinir.
Çünkü neden iğrenmiyordu ki? İğrensene be adam…
Bir kere olsun bana kirliymişim gibi bak. Benden uzak dur. Nefret et.
Gerçi erkeklerin %99’u kadınlardan iğrenmezdi. %70’i zaten nefes alsın yeter diyordu.
Bu düşünceyle içimden sinirle homurdanırken yüzüme yansıtmamaya çalıştım.
“Ben gitsem olur mu ağam?” dedim sesimi biraz düşürerek. “Yorgunum.”
Karun birkaç saniye yüzüme baktı sadece. O bakışlar insanın içini huzursuz edecek cinstendi.
“Git.”
Sözünü duyduğum an içimden öyle büyük bir oh çektim ki neredeyse yüzüme yansıyacaktı.
Tam kurtuldum derken…
“Nasıl olsa yine elime düşersin.” dedi.
Nefesim direkt kursağımda kaldı. Allah belanı vermesin Karun Ağa. Yani bu sadece geçici özgürlüktü.
“İyi geceler.” deyip hızlıca uzaklaşmaya çalışırken kolunu bir anda duvara yaslayıp önümü kesti. Alnım koluna çarpmıştı.
“Üzerini değiştir.” Kaşlarımı çatıp aşağı baktığımda hala üzerimde dansöz kıyafetleri olduğunu fark ettim.
Allah’ım ben bunu nasıl unutmuşum?
“Unuttum…” diye mırıldanıp hızla banyoya girdim.
Kapıyı suratına kapatırken yüzüm hala sıcacıktı. Aceleyle kıyafetlerimi giyip derin bir nefes aldım.
Çıktığımda Karun çoktan tekli koltuğa kurulmuştu. Bir sigara yakmış, bacaklarını rahatça açmış halde dumanı ağır ağır havaya üflüyordu.
Sanki az önce beni delirtecek hale getiren adam o değilmiş gibi rahattı.
Ben ise hala nefesimi toparlayamıyordum.
Acaba bu kadar azdıktan sonra kendini nasıl zapt ediyordu? Yoksa etmiyor muydu?
Bu düşünceyle yüzüm yine ısınırken hiçbir şey demeden hızla odadan çıktım.
Vakit varken kaçmalıydım. Yoksa yine bir şey bulur, yine beni o bakışlarının içine çekerdi.
Merdivenlere ulaşıp ikinci kata indiğim anda adımlarım yavaşladı.
Taş trabzanlara ellerini yaslamış halde manzarayı izleyen Fırat Ağa’yı görünce olduğum yerde kaldım.
Hayır ya! Tam bu saatte, bu adamın çıkması hiç iyi olmadı.
İçimdeki panikle geri geri yukarı çıkmayı düşünürken sesi duyuldu.
“Buraya gel kızım.”
Etrafıma bakındım refleksle. Kimse yoktu. Bana mı demişti?
“Sen Zerda.”
Başımı ona çevirdiğimde hala sırtı dönüktü.
Bu adamın insanı görmeden hissetme gibi korkunç bir huyu vardı galiba.
Yavaş adımlarla yanına yaklaşırken peçemi düzeltim ve aramızda iki adım kala durdum. Ellerim istemsizce birbirine kenetlendi.
“Bu saatte ne işin var Karun’un odasında?”
Soruyu öyle direkt sordu ki dilim tutuldu bir an.
“Ş-şey ağam…” dedim kekelerken. Kalbim deli gibi atıyordu.
“Karun Ağa bir işi için çağırmıştı.”
Şu an daha mantıklı bir yalan bulamaz mıydın gerçekten? Aptal kız!
Fırat Ağa yavaşça bana döndüğünde içimdeki huzursuzluk daha da arttı. Bakışları baştan aşağı üzerimde gezindi.
Öfkeliydi. Hem de tehlikeli şekilde. Onu daha önce böyle görmemiştim.
“Bedenini sunmak gibi mi?”
Sözleriyle kalbim resmen tekledi ve ardından delice atmaya başladı.
Nefesim boğazımda düğümlenirken avuçlarım terlemeye başladı.
Bir adım daha yaklaştı.
Ben ise istemsizce geri çekilmek istedim ama ayaklarım kıpırdamadı.
Elini uzattığında korkuyla başımı eğdim. Parmakları saçımı omzumun arkasına atarken açıkta kalan boynuma baktı.
Karun’un bıraktığı kızarık izleri gördüğü an yüzündeki ifade daha da sertleşti.
“Demek yeni kurbanı sensin…” dedi soğuk bir sesle.
Bakışları boynumda dolaşırken çenem istemsizce gerildi.
“Sıradan bir yanaşma…”
***
Fırat Ağa onları yakaladı… benim bile kalbim durdu.🙈
Şimdi ne olacak dersiniz? Yorumlarınızı bekliyorum hatunlarım.🔥
““Sıradan bir yanaşma…”” öğesine 21 yanıt
-
yazarım bölüm harikaydı emeğine sağlık
BeğenBeğen
-
Bir insan çocuğuna düşman olur mu Fırat karuna düşman bildiğin Allah bilir hazalin kaçmasına da bu yardım etmiştir ayrıca Karun sürün bebeğim
BeğenBeğen
-
fırqt aga acaba karısını mı öldürdü karunun
BeğenBeğen
-
ah bu zerda karunla nasıl baş edecek bilemiyorum🙄
BeğenBeğen
-
-
ortalık karışacak vaziyet alın 🤭
BeğenBeğen
-
obaaa 😱😱
BeğenBeğen
-
vallah en heycanli yerinde bitti
BeğenBeğen
-
offf çok heyecanlı bitti yaa
BeğenBeğen
-
pff yeni kurban derken? bu adam hiç tekin biri değil o aşikar da Karun ne kadar Tekin onuda bilmiyorum. Karun nisanliyken hiç sevmiyorum yan yana gelmelerini.
BeğenBeğen
-
her bölümü dört gözle bekliyorum hepsimi bomba olur yaa hepsimi
BeğenBeğen
-
Ay çok heyecanlı yerde bitti yarın inşallah gelir bölüm
BeğenBeğen
-
bomba bbölüm olmuş uykusuz kaldığıma değdi diyebilirim bu fırat ağanın parmağ varsa hiç şaşmam ilk karısının sır gibi kaybolmasından bide e bu kız yakalandı peki ya sonrası ne olacak bu fırat karunu sevmiyor belli mutlu olmasın psikopat olsun hep acı çeksin diye alttan alttan ne sinsiliker yapacak kim bilir neyse düşünmeyim fazla beynim eror vercek🤣🤣🤣🤭
BeğenBeğen
-
Fırat ağadan bişeyler çıkacak bellii
BeğenBeğen
-
çok güzel bölüm
BeğenBeğen
-
vay anasını ya
BeğenBeğen
-
karun nişanlı olduğu sürece zerda ile ikisinden zevk alamıyorum ya
BeğenBeğen
-
Yazarcım en heyecanlı yerinde bombayı bırakıp gittin bekle dur şimdi🤭🤣🤣
BeğenBeğen
-
yeni kurban derken kesin yalan söylüyor
BeğenBeğen
-
çok beğenerek okudum ya
BeğenBeğen
-
Oy o neydiiii
BeğenBeğen
Bölüm hakkında ne düşünüyorsun?