Yirmi +18 sahneler içermektedir!
***
Ne kadar süre geçti, bilmiyorum. Zaman… o mermerin üzerinde eriyip gitmişti sanki. Kuyruk sokumumdaki sızı, ne kadar uzun süredir orada çökmüş halde oturduğumu hatırlattı bana. Ama asıl acıyan yerim… içimdi.
“Gece odama gel.” demişti… ama gitmek istemiyordum, gidemem.
Az önce olanlar hala üzerimdeydi; sözleri, bakışları, dokunuşu… verdiği sözleri bir çırpıda yok sayışı. Bu sefer ne malum duracağı? Zorla bana dokunmayacağını kim garanti edebilirdi?
Düşünmem gerekiyordu, hem de hemen. Zihnimi zorladım ama her yol aynı yere çıkıyordu. Kaçmaktan başka çare yoktu. İçimde bir şey kırıldı o anda.
Tireyen dudaklarım arasından, “Özür dilerim ağabey…” dedim sesszice.
“Kanını yerde bırakmak istemiyorum ama… intikam uğruna kendimi de bu adama bırakamam.”
Duvara tutunarak yavaşça ayağa kalktım ve peçemi düzeltim. Odama geçtiğimde küçük el valizimi aceleyle doldurdum.
Ne koyduğumu bile bilmeden birkaç parça eşya, en üste de ağabeyimin telefonunu. Parmaklarım titriyordu ama durmadım. Kapıyı sessizce açıp çıktım.
Gece, konağın taş duvarları kadar ağırdı; korumaların çekildiği o kısa boşluğu kaçırmamalıydım. Sessizce avluyu geçip dışarı adım attım, soğuk hava yüzüme çarptığında içimde hem bir ferahlık hem de büyüyen bir korku vardı. Yolları bilmiyordum, hiç çıkmamıştım buralara ama önemli değildi; yeter ki uzaklaşayım.
Adımlarımı hızlandırıp köşeyi döndüğüm anda ise her şey durdu. Ara sokağın başında, geceye gömülmüş gibi duran siyah araba… ve kaputuna yaslanmış Karun. Dudaklarının arasındaki sigarasının dumanı ağır ağır yükselirken beni izliyordu; sanki kaçacağımı en başından biliyormuş gibi, sanki bu anı bekliyormuş gibi. Yüzünde en ufak bir şaşkınlık yoktu.
Ara sokak dar ve kısa olmasına rağmen o an bana sonsuzmuş gibi geliyordu; aramızdaki otuz adım bile bir umut gibi görünmüştü ama ilk geri adımımda o umut paramparça oldu. Geldiğim sokağa dönmüştüm ama az önce bomboş olan girişin siyah bir araçla kapandığını gördüm. Kalbim bir an durup sonra hızla çarpmaya başladı.
Derin derin nefes alıp kendimi toparlamaya çalıştım, sonra düşünmeden üçüncü sokağa doğru koştum. Ayaklarım yere değmiyormuş gibiydi ama daha başına varmadan orasıda aynı şekilde arabayla kapatıldı. Bir araç daha. Sonra bir tane daha. Sanki bütün çıkışlar tek tek mühürlenmişti.
Adımlarım yavaşladı. Geri geri çekildim. Üç sokağın birleştiği o dar noktada durup etrafımda döndüm. Nefesim kesiliyor, göğsüm daralıyor, başım dönüyordu. Kaçacak tek bir yol bile bırakmamıştı.
Gözlerim onu buldu. Karun.
Sigarasını parmaklarının arasında ezip yere attı. Sonra bana doğru yürümeye başladı.
Ağır, kararlı, kaçınılmaz adımlar… Her adımı sanki içimde bir yere iniyor, beni biraz daha küçültüyordu.
Kısa sürede aramızdaki mesafe kapandı. Tam karşımda durduğunda nefesim tamamen kilitlendi. Onun parfümüne karışmış sigara kokusu genzimi yaktı.
“İstediğin kadar kaç…” dedi, sesi buz gibiydi. “Tüm yolların bana çıkacak.”
Sözleri içimde yankılandı. Kaçış… sadece bir hayal gibiydi artık.
“Ağam lütfen…” dedim, sesim kendi kulağıma bile yabancı geliyordu. “Bırak gideyim.”
Gözlerime baktı. Hiç yumuşama yoktu. Hiç tereddüt yoktu.
“Düş önüme.”
Başıyla, az önce umutla yürüdüğüm yolu işaret etti. Şimdi aynı yollu hayal kırıklığyla dönmemi istiyordu.
Kımıldayamadım. Ayaklarım sanki yere çakılmıştı. Çünkü biliyordum… geri dönersem ne olacağını. Ama kalırsam da değişen bir şey yoktu.
“Yürü!” Kolumdan sertçe itince bedenim istemsizce öne savruldu. Adımlarım bana ait değilmiş gibi hareket etti.
Gözümden bir damla yaş süzüldü. Ne zaman… nasıl..? Ne ara bu noktaya gelmiştim?
Bir zamanlar kendi kararlarını veren ben… şimdi onun bir işaretiyle yürüyen birine dönüşmüştüm.
Ve en korkuncu… artık esiri olmuştum.
Konağın kapısından çıkışım ve geri girişim… sanki tek bir anın içinde olmuş gibiydi. Az önce kaçmaya çalıştığım yer, şimdi beni yutan bir boşluk gibi karşımdadaydı. Avlu sessizdi, ev halkı huzurla uyuyordu. Her şey sakin, her şey yerli yerindeydi… bir tek ben yerimde değildim.
İçim diken üstündeydi.
“Odama çık.”
Arkamdan gelen o ses… soğuk, kesin ve ürkütücüydü. İtiraz etmedim. Edemezdim. Ayaklarım kendi kendine merdivenlere yöneldi. Basamakları çıkarken her adımım ağırlaştı. Sırtımda onun bakışını hissediyordum. Arkamdan geliyordu. Gölgesi, merdivenlere vurdukça içimdeki korku büyüyordu. Sanki her basamak beni biraz daha köşeye sıkıştırıyordu.
Teras kata çıktığımda, kapının önünde durdum. Elim kapıya gitmedi. İçeri girmek istemiyordum.
“Özür dilerim…” dedim birden dönüp. Sesim yumuşaktı, neredeyse yalvarır gibiydi.
“Vallahi bir daha kaçmam ağam.”
Son bir umut. Son bir deneme. Ama yüzünde hiçbir şey değişmedi. Bir anda kolumdan tuttu. Sertti. Kaçınılmazdı.
Kapıyı açıp beni içeri savurduğunda dengemi kaybettim. Ayağım takıldı, tökezledim ve yere düştüm. Avuçlarım zemine çarptı. Dizlerim acıdı.
İçeri girdiği gibi kapıyı öyle hiddetle kapatı ki, refleksele gözlerimi bir an kapattım.
Açtığımda… üzerime doğru geliyordu. Adım adım. Yavaş ama kararlı.
“Benden kaçtın.” Sesi… alçaktı ama içindeki öfke gizlenmiyordu. Tüylerim diken diken oldu. “Hazal gibi… Demek sende kaçanlardansın.”
O meşhur isim… içimde bir şey anında yerine oturdu.
Lanet olsun. Evet… Karısı da kaçmıştı. Ve ben… aynı şeyi yapmıştım.
Gözlerim büyüdü. Nefesim daraldı. Bu sadece kaçmak değildi onun için.
Bu. geçmişin tekrar etmesiydi. Ve şimdi… O geçmişin hıncı… benim üzerime geliyordu.
Düştüğüm yerden başımı kaldırdığımda gözleri çoktan üzerime kilitlenmişti. İçimdeki öfke korkunun önüne geçti, sözlerim bir anda döküldü.
“Kaçtıysa bir sebebi vardır! Tıpkı benim gibi. Bana sözler verdin… sonra bir anda hepsinin yalan olduğunu söyledin. Başka ne etseydim?”
Ayağa kalktım, karşısında dimdik durdum. Dizlerim titriyordu ama geri çekilmedim.
“İstediğin kadar sözlerinden cay…” dedim, derin bir nefes alarak.
“Seninle gerçek bir evlilik kuramam, karın olamam, yatağına giremem. Çünkü sen asla sevdiğim adam olamayacaksın.” Sesim oldukça netti.
Bakışları… ağırlaştı. Öyle bir baktı ki, insanı tek başına o bakışla öldürebilecek türdendi.
Ama ondan kaçtığıma rağmen beklediğimden daha az tepki vermişti…
“Kuracaksın…” dedi yavaşça. “Olacaksın… ve gireceksin.”
Her kelimeyi ayrı ayrı, sanki karar değil hüküm verir gibi söyledi. Dişlerimi sıktım.
“Zorla mı?” dedim artık haykırarak.
Tek kaşı hafifçe kalktı. Cevap vermedi. Ama zaten cevabı gözlerindeydi.
Bir an sustum. Sonra geri adım attım.
“Tamam…” dedim, sesimi zorla sakin tutarak. “Kaçamayacağımı çok iyi anladım ağam. İzninle odama gideceğim.”
Bir an önce ondan ve bakışlarından kurtulmak için yanından geçmeye yeltendim. Ama izin vermedi.
Belimden yakalayıp sertçe kendine çekmesiyle, bedenim onun göğsüne çarptı. Nefesim kesildi.
“Cezanın kefaretini öde önce… karıcım.”
‘karıcım’ derken sesi alçaldı, ama içindeki vurgu daha da ağırlaştı.
Dudakları peçenin üzerinden yanağıma sürtündüğünde, bütün bedenim bir anda taş kesildi. Ne hareket edebildim ne de tepki verebildim. İçimden geçen tek şey… ‘bu zulüm asla bitmeyecek’ oldu.
Derin bir nefes aldım. Kendimi toparlamaya çalıştım.
“Nedir cezam?” dedim, sesime bilerek iğneleyici bir ton vererek.
“Yine hangi tahrik edici cümleyi duymak istiyormuş ağam?”
Dudaklarının kenarında yavaşça bir gülümseme belirdi. Ama bu… normal gülümseme değildi. Daha karanlık. Daha niyetli.
Bir anda saçlarımdan tutup, beni makyaj masasına doğru sürükledi. Üzerindeki ne varsa tek hamlede yere savurdu. Şişeler kırıldı, metal sesleri yankılandı. Ben dengesizce masaya tutundum.
Aynadan kendimi gördüm. Ve onu. Arkamda duruyordu. Bakışları… daha önce hiç görmediğim kadar keskindi.
Kalbim hızlandı. Ne yapıyor bu adam?
Arkamda yerini aldığında boğazım kurudu. Sertçe yutkundum. Bir adım geri çekilmek istedim ama izin vermedi.
Kolları arasından kaçmak için çırpındığımda, boynundan kravatını çıkardı. Hareketleri sakindi. Acele etmiyordu. Bu… en korkuncuydu.
Bileklerimi yakaladı.
“Ya Ağam bırak.” dedim kesik kesik çıkan nefesimle.
İki bileğimi bir araya getirip kravatla bağladı. Sıkı. Kaçamayacağım kadar.
Sonra başımı yana bastırdı. Yanağım makyaj masasının soğuk yüzeyine değdi. Soğukluk, içimdeki sıcak korkuyla çarpıştı.
Nefesim hızlandı. Hareket edemiyordum. Ellerim bağlıydı.
Ve arkamda… o vardı. Yakın. Fazla yakın. Ve ilk defa… gerçekten kontrolün tamamen ondan çıktığını hissettim.
Elbisemin etek kısmını belime kadar kıvırdığında, sertçe yutkundum.
Yanaklarıma tüm kan hücüm etti.
Karşısında iç çamaşırımla kalakalmıştım. Elleri kalçama yaslandığında, karın kaslarım gerildi.
Yüzüme düşen saçımın tutamları, dudaklarımın arasından çıkan sert nefesle havalanmıştı.
“Aklında bir sayı tut güzelim.” deyip kalçalarımı okşamaya devam ettiğinde, kaşlarımı çattım.
Ne sayısı, dalga mı geçiyordu benimle?
“Ağam lütfen bırak, bir daha yapmam.” dedim son çare.
Dokunuşu birden sertleşti, kalçamı sıkmasıyla canım acımıştı.
“Dediğimi yap!” dedi öfkelenip. Ciddi ciddi sayımı tutacaktım aklımda? Cezalarıda onun kadar tuhaftı.
“T-tamam.” dediğimde, kalçamı sıkan eli gevşeyince acısı hafiflemişti.
Hangi sayıyı söylesem ki? Zararıma mı olacaktı, yararıma mı?
Onu daha fazla bekletmemek için “Yirmi.” dedim.
Memnun olmuşça, “Güzel.” dedi. Ama o memnuniyet… içimi daha çok ürpertti.
**** Bölüm devamı +18 sahneler içermektedir.****
Bedeni kalçalarımdan çekildiğinde, bir eli bel boşluğuma yaslandı. Ne yapacağına anlamazken, ansızın kalçama yediğim sert tokatla acı bir inleme döküldü dudaklarımdan.
Bu muydu ceza? Götüme şaplak yemek! Peki ya o sayı? Yirmi defa mı vuracaktı?
Aptal gibi neden küçük sayı söylememiştim ki ben. Of salak Zerda, of!
“Say.” dedi soğuk sesiyle.
“Ağam sayıyı değişt-” Lafımı bile tamamlama izin vermeden indirdiği ikinci şaplakla, nefesim kesildi.
“Sana say dedim!”
Öyle bir kükremişti ki, istemeye istemeye zorla saymaya başladım.
Üç… beş… dokuz… on dört… on sekiz…
Sona yaklaşırken kalçalarım uyuşmuştu artık acıya hissizleşmiştim resmen ama bir diğer garip olan şey ise… utanarak söylüyorum ama hoşuma gitmeseydi. Bu delilikti. Bende kafayı yedim en sonunda.
Bir kez daha vurmasıyla, “Ah! On dokuz.” dedim inleyerek. Saçlarımı kavrayıp, geriye çekiştirip aynaya bakmamı sağladı. Karşımda kendimi dağılmış saçlarımla, kızarmış gözlerimle ve alt dudağımı ısırmış bir halde gördüm.
Ardından gözlerim ona kaydığında, gözleri zaten bendeydi. Ve tamda göz gözeyken kalçama tekrar sertçe vurduğunda, gözlerimi kapatım derin nefesler alarak… sonunda bitmişti.
“Bu da yirmi.” diğerek o tamamladı. Gözlerimi geri açtığımda, eserinden memnunmuş gibi kızarmış kalçalarıma alt dudağını dişlerinin arasına almış bir şekilde bakıyordu.
Duruşu, heybeti, karizması şu anda beni etkiliyordu tuhaf bir şekilde.
Buna izin vermemek için “A-artık gidebilir miyim?” dedim sesimi bulamazken.
“Bu acele neden karıcım?” deyip birden yönümü değiştirip, beni kaldırdığı gibi makyaj masasına sertçe oturtuğunda neye uğradımı şaşırmıştım ama buna rağmen onla aynı boya hala gelememiştim.
Sızım sızım sızlayan kalçalarım soğuk yüzeyle temas edince, rahatlamıştım. İki bacağımın arasına girip, nerdeyse düşmek olan peçeyi suratımdan çekip attı.
“Cezan daha bitmedi.” Fısıltıyla çıkan sesindeki o karanlık tını beni korkuturken, elleri bacaklarımı okşadı… ama bir eli hadinden fazla ileri gidip bacaka arama ilerleyince inmek için çabaladım ama ellerim hala bağlıydı ve bacak aramda o koca cüseseiyle duruken imkansızdı.
“Y-yapma ağam…” dedim nefes nefese ama… elbette yapmıştı.
Külotun kumaşı üzerinden kadınlığımı okşadığında, başımı geriye atıp inledim o anki hisle. Bu ben olamam. Hayır!
Dudakları dudağımın kenarına yaslanırken, “Islanmışsın.” dedi nefesini dudaklarımın arasına bırakıp. “Benim için.” diyerek de ekledi.
Bedenimin bana ihanet ettiğine inanamıyorum.
Parmaklarının kıpırdamasıyla, istemsizce daha çok kıvranıyordum oturduğum yerden.
Islanmış parmaklarını çıkarıp ağzına sokarak yaladığında, bu hareketiyle kalbim teklerken dudağımı ısırdım.
“Seni rahatlatmama izin ver.” dediğinde gözlerine baktım. İlk defa benden izin istiyordu.
Deli gibi istesem de, “O-olmaz.” dedim. “Bekaretimi bozamam.”
Bu adam elbette günün birinde hayatımdan çıkacaktı. Anlık bir zevk için yapamazdım.
“Bozmam.” deyip önce dudaklarımdan sonra boynumdan öperek yavaş yavaş eğilip dizlerinin üzerine çöktü.
Başını iki bacağımın arasında görmek nedense beni heyecanlandırmıştı. Onu durdurmak istemiyordum. İşin sonunda pişman olacağımı bilsemde, şu anda ne olacaksa olsun kafasına girmiştim.
Külotumu yavaşça bacaklarımdan sıyırıp, ardından burnuna götürerek kokladı.
Göğsümü şişirerek derin bir nefes aldım. Bu adam, kalbimi nasıl durduracağını kesinlikle biliyordu. Ardından elleri uzanıp, arkadan bağlı bileklerimi çözdü. Onu iteceğimden hiç mi şüphe etmiyordu?
Bacaklarımı omuzlarına bırakıp, başını bacak arama gömdüğünde dudaklarının temasıyla belim yay gibi bükülürken başımı geriye attım.
İnlemlerim odanın içinde yankılanırken, dayanamayıp başından tutup kendime daha çok bastırdığımda kızmamıştı. Aksine hoşuna gitmişti.
Başımı eğip ona baktığımda, gözleri zaten bendeydi. Dili hasas noktalarımda dolanıyordu. Kıvrılmalarım, inlemelerim onu fazlasıyla tatmin ediyor olmalıydı.
Artık dayanamayıp, rahatladığım noktada… o bir süre daha bacak aramda oyalandı ve sonra ağır ağır karnımdan, göğsümden, boynumdan öperek ayağa kalktı. Koca bedeni karşımda dikildiğinde, ne diyeceğimi bilmiyordum.
Ne yapmıştım ben az önce? O an, o kadar arzuluydum ki ona karşı neyi istediğimi ve neye yol açacağını bile düşünmemiştim. Aslında düşünmüştüm ama es geçmiştim.
“Yanıldım.” dedi birden.
“Tadının bu kadar güzel olacağını tahmin etmemiştim.”
Bu cümlesi yanaklarımı kızartırken, dudağıma kısa ve şehvet dolu bir öpücük kondurdu.
Refleksele omuzlarından iterek, “Ben artık gideyim.” dedim telaşla. Burada daha fazla kalmamalıydım. Oturduğum yerden aşağı atlayıp, elbisemi aşağı çekiştirip düzeltim.
Yerdeki külotumu alacakken, “O kalsın.” dedi.
İçimde bir şey itiraz etmek istedi ama sustum. Onunla tekrar yüz yüze gelmek istemiyordum. Tartışacak gücüm de kalmamıştı. Doğruldum. Hiç arkamı dönmeden kapıya yöneldim.
Tam çıkacaktım ki…
“Yarın hazırlan, kocana kız istemeye gideceğiz.” demişti. Olduğum yerde donup kaldım.
Bu anın üzerine bu cümleyi duyunca nedense kalbim kırılmıştı. Ona kız isteyeceklerini zaten biliyorduma ama şimdi… durum farklıydı. Ben onun karısıydım ve kuma durumuna düşecektim.
Oysa… oysa bu yaşanan andan sonra ben…
***
“Yirmi” öğesine 8 yanıt
-
Karun ağa Allah senin belanı versin emi ne demek kız istemeye gidiyiruz
BeğenBeğen
-
yazarım devamı ne zaman acaba
BeğenBeğen
-
karun u hala çözemedim katil o değil ama onu hissediyorum
BeğenBeğen
-
-
yeni bölümü sabırsızlıkla bekliyorum
BeğenBeğen
-
-
🌸🩷
BeğenBeğen
-
-
Eline sağlık yazarım
BeğenBeğen
-
🩷🌸
BeğenBeğen
-
Bölüm hakkında ne düşünüyorsun?